Dünkü yazımız “Çaykur Genel Müdürü’nün feryadını duyduk” başlığını taşıyordu. Çaykur Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu hem çay tüketicisinin hem bu bölgede yaşayan insanların hem de bölge tarımının kimyasallarla nasıl zehirlendiğini anlattı. Acilen tedbir alınmasını, geç kalınması hâlinde çayı ve fındığı kaybedeceğimizi açıkça ifade etti. Sayın Sütlüoğlu “Su var, un hazır, şeker var. Ben hazırlıklarımı yaptım. Bırakın artık helvayı yapayım.”, “Bırakın artık çayı kurtarayım.” diyor ama bırakmıyorlar. Acaba İmdat Bey yeterli olamaz ya da bu işi başaramaz diye mi endişe ediyorlar? Elbette hayır. Çayı hangi üst  noktaya getirdiğine ve gelinen başarılı noktadaki beklentilere bakalım. İmdat Sütlüoğlu anlatıyor:

“Soğuk çay markamız Didi 113,5 litre satıldı. Bunun 8 milyon litresi ihracat. Didi artık piyasayı düzenleyen ürün hâline geldi. Kuru çayda 110 ülkeye ihracat yapıyoruz. Bunların 38’i Avrupa ülkesi, 25’i Afrika ülkesi, 15’i Asya ülkesi, 12’si Ortadoğu, 10’u ABD ve diğerleri...” Çayı dünyaya açan ve yarışan Çaykur Genel Müdürü Sütlüoğlu organiğe geçme zaruretini sadece iç saikler nedeniyle değil, ihracat açısından da önemsiyor. Bu konuda şunları söylüyor: “Çayın tamamını organik yapabiliriz dediğimizde önce şaşırıyorlar. Sonra bunun doğru olduğunu anlayınca bize ‘Neden hepsini organik yapmıyorsun?’ diye soruyorlar.”

****

Eve neden yapmıyoruz? Aslında tüm sorular bu soruda toplanıyor. Cevabı ise belli. Dün de yazdık. Kimyasal gübre baronları izin vermiyor. Tarım Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba da irade koyamayınca yani yeterince sorumlu davranamayınca vahim tablo böyle sürüp gidiyor.

Öyle anlıyoruz ki Eski Tarım Bakanı Faruk Çelik bu konuda irade koymuş ve Çaykur Genel Müdürü ile kararlaştırmıştı. Çelik aynı zamanda bu bölgenin çocuğuydu. Kimyasal gübrenin toprağımızı daha fazla zehirlemesini vicdanen kabullenmemişti. Yani önce insan sağlığı demişti. Bu bağlamda Çaykur Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu’na güvenmiş ve önünü açmıştı. Bugünkü tabloya baktığımızda durum değişti. İnsan sevgisiyle dolu olduğuna inandığımız ancak irade koyamayan basiretsiz bir bakan geldi. Konuyu yeterince özümseyemedi. Veya kimyasal gübre baronları bu bakanı ürküttü. İrade koyamayınca yetkiyi Çaykur Genel Müdürü’ne vereceğine Rize’de bir milletvekili ve 2-3 STK’yı önemseyip sorumluluk alamayıp kaçtı. Organiğe geçişi üç yıl erteledi. Şimdi de oturmuş seyrediyor. Müdahale gücünü kendinde bulamıyor.

****

Bölge toprakları ve topraklarımızda birlikte hepimiz zehirleniyoruz. Yaptığımız bir araştırmaya göre 100 bin tonu çay bahçelerinde 200 bin tonu fındık bahçelerinde kullanılmak üzere 300 bin ton kimyasal gübre geliyor. Samsun’dan Hopa’ya tüm tarım alanlarında yani çay ve fındıkta kullanılacak. Toprağı çürüttük, suyu kirlettik. Toprakta artık böcek de yetişmiyor. Fındık ve çaylıklarda arılar, kelebekler artık uçmaz oldu. Doktorlar ‘Beş yaşına kadar çocuğa çay içirmeyin.’ diyor. Zehirlendik ve zehirleniyoruz. Araştırmaların her türlüsü elinin altında olan Çaykur Genel Müdürü’nün ifadesi ile kanser vakaları artmakta… 300 bin ton kimyasal gübre daha yüklenmiş geliyor. Bahçelerimize serpilmek  için baharı bekliyor. Çaykur Genel Müdürü Sütlüoğlu feryat ediyor. Çözümünü söyleyip “Durdurun bunu” diyor ama Bakan Fakıbaba seyrediyor. Yoksa Sayın Cumhurbaşkanı yanıltılarak seyretmesi için mi bakanlığa getirildi?

Eskiden vahametin farkında olmadığımız için yazmıyorduk. Ama artık göz göre göre bizi zehirlemelerine sessiz kalmayacağız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner37