banner114

 “Hangi isleri?”
Zamanımızı çalan, bizi oyalayan, zayıf düşüren ne varsa...
Hepsini bir kavanoza koyalım...

Ağzını sıkıca kapayalım ve dipsiz kuyuya atalım.
Oh be, dünya varmış.” İşimize bakalım.
Şairin dediği gibi laboratuvarlarda sabahlayalım.
Fenle edebiyatla uğraşalım. Felsefeyle güzel sanatlarla...

***
Dilimize iyice yerleşmiş.
Biri, yüksek perdeden mi atıyor? Olmayacak şeyler mi söylüyor? “Bırak bu işleri.”

Ne alâkası varsa… Kafiye yerini bulsun... Lâf, gediğine konulsun... Okkalı olsun diye...
Kim bulmuşsa bulmuş işte, bunun bir de ‘devlet su işleri’ var.

Biraz alaycı... Tahammülsüz... “Konuyu değiştir” diye gösterilen küçük bir sopa gibi...
***
Aslında şakacıktan söylendiğinde ‘etkisiz’ sayılır.
Fakat ciddi ciddi, “burada bir şey anlatıyoruz herhalde” moduna girilmişken...
Pür dikkat dinleyenler mi ararsın? İskemlesini sandalyesini yaklaştıranlar...
Tam da bu sırada... Cılız bile olsa herkesin tadını kaçırır. “Bırak bu işleri...”

***
Deyimler sözlüğümüzün yarısını ‘’e ayırsak da bir türlü işimize odaklanamıyoruz.
Bugünün işini yarına bırakıyor… Nasıl olsa “iş olacağına varır” diyoruz.

Biri uyardığında, gücümüz yeterse “işine bak” diye fırçalıyoruz.

Oysa ne güzel söylemiş Ziya Paşa…

Âyinesi iştir kişini lâfa bakılmaz.

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.

***
Sorsalar “işten başımızı kaldıramıyoruz”.

Sürekli meşgulüz. İyi de ne yapıyoruz?
Bazen sabahtan akşama konuştuklarımıza şöyle bir bakıyoruz.

İncir çekirdeğini doldurmayan türden… “Kuş yese aç kalır” misali...

***

Ya biz niye bu kadar çok konuşuyoruz?”
Çünkü çok kolay, çocuk işi...”

Okula başladığımızda idare edecek kadar öğrenmiş oluyoruz.

Hani işimize gücümüze baksak…

Çiftimizde çubuğumuzda, fabrikamızda tarlamızda, masamızda sıramızda…

Gözümüz kulağımız uzayda olsa, elimiz ayağımız dünyanın bir ucunda…

Çok zorlu bir coğrafyada yaşıyoruz. Büyük düşünsek, büyük fotoğrafı görsek… 

***

Kahvehanelere, parklara bahçelere kulak kabartıyoruz... Toplantılara karşılaşmalara...
Bir eksiklik var” diye mırıldanıyoruz. Ya da bir fazlalık…

Allah'ım! Biz ne yapıyoruz?”

Sanki sadece konuşmak için müebbede mahkûm gibi yaşıyoruz.                                

 ***

Gazetelere abone olsak, dergilere… Elimize bir kitap alsak değişecek dünya…

Paneller konferanslar… Sergi salonlarında ne var ne yok, takip etsek…

Resim yapsak, müzik dinlesek, halkoyunları öğrensek…

Ve eğlenebilsek… Tiyatroya sinemaya gitsek…

Zamanımızı planlasak. Akşamları, hafta sonları yürüyüşlere çıksak…

Bir dinlenebilsek, huzur için de zaman ayırsak. İnansak, sevsek, saygı göstersek…

O kadar dar bir alana sıkıştırmışız ki kendimizi…

O kadar bildik kelimelerle konuşuyoruz ki…

Başkalarını değiştirmeye çalışmaktan yorulmadık mı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108