Bal, birçok çiçekten alınan öz dolayısıyla değerlidir tespitinden yola çıkarak bu Ramazan farklı camileri ziyaret edelim dedik. Yakındaki bir mabetten başladık. İmam, gecelerimizin güzel nameleri Yasin'in ardından müellifinin Kurtuluş Vesilesi adını verdiği Mevlid’e geçti:

"Bir kez Allah dese aşk ile lisân/ Dökülür cümle günah misl-i hazân"

Ne güzel dalıp gidecektik ki, sarışın hoca bölümleri kendisince kısaltıp ziyafeti kısa kesti. Belki haklıydı,  Mevlid okuyacak kimse yoktu başka; eskiden mihrabın etrafı sarılırdı okuyucular tarafından. Her biri ayrı makamdan okurdu, içten içe...

Okunduğunda bir başka olduğum,

"Ol gece söyleşîlen söz hakkı çün/ Ol gece Hakk'ı gören göz hakkı çün" dizelerini es geçen o imamın mekânından bu defa  küçük bir mabede gittik bir dostla, hoca vaaz veriyordu. Bizi gördü sustu, anlayamadık. Meğer selam bekliyormuş; vaaz arasında gelenler selam veriyor o da cemaat adına alıyormuş; farklı bir kaynaşma yolu. “Allah  -hâşâ-  bizi imtihan etmez; bizim ne yapacağımızı bilemez mi ki imtihan etsin? O bizi, bize imtihan ettiriyor; imtihan dünyası bu anlamda.” dedi.

Başka bir akşam, İftar ardından yola koyulduk, özel bir arabaya binerek 10 km kadar gittik, oradan yaya olarak camiye çıktık. Ön saflarda gençler vardı; ortam görülmeye değerdi. “Bir resmi kuruma düştü işimiz, memurların yarısı yoktu, yarısının çeyreği baktı bize; ne işin vardı ramazan günü, dercesine. Biz de baktık ona, oruç sabırdır, Allah'ın kullarını bir daha sevmektir dercesine.” tatlı uyarısını yaparken sakalı kendisine çok yakışan delikanlı imam, sol arka tarafımdan biri,” İşini engelliyorsa oruç tutma, tutup da böyle ters ters bakacaksan" diye genç bir çıkış yaptı.

Neyi anlattıklarının farkında olmayan cahillere özellikle TV’lerde tanık olduk. Biri, çok tehlikeli mezhep kelimesini siyasi amaçlı kaşıdı durdu; sorumlu devlet başkanımızın “Ben ne Sünni’yim ne Şia’yım; ben sadece Müslümanım” sözüne inat. Kimi, resülü bir imammış gibi tanıtma basitliğine düşerken kimisi de onu hâşâ yaratıcının vekili gibi göstermeye kalktı.  Kimi tek eşliliği tavsiye eden ayeti, dört kadına ruhsat veriyor şeklinde yorumladı. Şükür ki Nihat Hatipoğlu, Mehmet Okuyan, Mustafa Karataş, Bayraktar Bayraklı gibi hocalarımız duyarlı davranarak bir taraftan düşündürürken diğer ta-raftan Müslümanların duygularına tercüman olmaya çalıştılar. Kur’an Ziyafeti’ni ses yarışmasına dönüştürmenin yanlışlığını yorumlamayı size bırakıyorum…

Oldum olası parasının fakirlerden çıktığı zannıyla iftarlara katılmam. Gazetelerde bunların fotoğrafları beni yaralar. Hele manevi değerlere mesafeli duranların oralarda dini içerikli konuşma yapmaları yok mu, beni kahreder. Aileler arası davetler ise olmazsa olmazımdır. Dünür geldi, iftara o anlattı: "Hocamız teravih öncesi kimseyi kahveye göndermiyor. Vaaz ardından teravihi kılıyoruz. Duamızı yapınca çay ocağına geçiyoruz. Hoca çay dağıtıyor bize; çay paraları hocadan." Ali Hoca her kimse harika bir hocaymış; Allah bilir ya en çok da çay paralarını vermesi dikkatimi çekti…

Bir Ramazan böyle geçti i sevgili dostlar. Bir tarafta kendisini Kur’an’a adayan ilahiyatçılar, öte yanda kendisini kutsal sanan zavallılar. Bir tarafta "Oruçluyum öyleyse iftarı yoksullarla yapmalıyım" diyen yöneticiler, öbür yanda daha yüksek makamlara ulaşmak için zenginlerle yemek yiyen yöneticiler ve bilumum adamlar!..

Orucu sabırla, namazla, dürüstlükle taçlandıran mümin kardeşlerim; Bayram sizin hakkınız, bayramınız kutlu olsun!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.