banner114

İnsan dünyaya nazik ve nazenin bir canlı olarak gelir. Biriciktir, bir tanedir, kimseye benzemez, çok özel özellikler ve yeteneklerle donatılmıştır. Yaratılmışların zirvesindedir. Taş değildir, toprak değildir, ot değildir, ağaç değildir, haydır ama hayvan değildir. Hayatlıların en güzeli, ruhluların en cevvali, akılların en akili…

Bu biricik insan, yüzlerce özellik ve yetenekle donatılmış olsa bile yaradılışına uygun bir sosyal çevre içerisinde bu özellikleri ve yetenekleri karşılıklarını bulmalı. Kendi mahiyetinin farkına varmalı. Çünkü ne kadar çok yetenekle doğmuş ise o kadar çok hayatın, varlığın ve maneviyatın bilgisinden yoksundur. Okumaya, öğrenmeye muhtaçtır. Her şeyi çevresinden görerek, tecrübe ederek, yaşayarak öğrenecektir. Onun için öğrenme hayatın sonuna kadar sürecek bir süreçtir.

Böyle bir insan, her daim bir yol gösterici ister. Ona yaratılış amacını idrak ettirecek, eşsizliğini hatırlatacak, duygularını keşif ettirecek, aklına doğruyla yanlışı belletecek, nefsini terbiye edecek ve ruhunu kemale sevk edecek rehberi arar.

Seküler düzen ve bu günkü modern hayat böyle manevi ve insani değerlere eğitim sisteminde yer vermiyor ve mümkün olduğunca bunları sosyal hayattan uzaklaştırmaya çalışıyor. Bu sistemde gençlere rehber, topcular, popcular, artisler vs.

Çocuklarımız ve gençlerimiz hayata, insana, dünyaya, ötesine ve Allaha dair bir şeyler bilmeden, hissetmeden, yaradılışı ve anlamını kavramadan eğitiliyor. Eğitimleri sadece maddeye, dünyalıklara, hazlara dair…

Aileler kültür ve gelenek aracılığıyla bildikleri ve hissettikleri kadar bir şeyler vermeye çalışsalar da çok yetersiz kalıyor. Eğitim çarkında manevi değerlerin karşılığı çok az. Çocuklar ve gençler hedefsiz, gayesiz, manasız, inançsız yetişiyor. Ruhlarında büyük bir boşluk… 

Çocuklarımız ve gençlerimizin çevrelerindeki sosyal medya ve iletişim araçlarında dünyalıklar ve maddiyat kutsanıyor. Böylece gençlerin dünyalık beklentileri ve hayalleriyle, gerçekler arasında büyük bir açıklık oluşuyor. Makasın ağzı açıldıkça gençlerin ruh sağlıkları tehlikeye giriyor. Bu tuzak içinden çıkılmaz bir hale dönüştüğünde hayat anlamsızlaşıyor.

Sonuçta, tesadüfi bir şekilde bu dünyaya atılmış, istenmeden ve sevilmeden gelmiş, güzelliği görünüşü, değeri dünyalıkları kadar olan, nazarı kısa, kimsesiz, terk edilmiş, yalnız bir insanın hayattan hissesi ne ola?

Peki, bir gence “kalacak bir yeri, yaşamaya değer hayatı” olmadığını düşündürten düzüne ne demeli? Milyonların içinde evsiz kalan, aç kalan, dostsuz kalan biçare insan… Nerede kimsesizlerin kimsesi olanlar, yalnızlara, gariplere, muhtaçlara uzanan eller! Yok mu Allah’ın verdiğini, Allah kullarıyla paylaşacak gönüller…

İnsanı maddeten ibaret sayan, dünyada da modası geçmiş materyalizmi, inançsızlığı ve sekülerizmi artık terk etmeliyiz. Çocuklarımızı ve gençlerimiz insani ve manevi değerlerle yetiştirmeliyiz. Bir yabancı dili konuşabildiği gibi, inancını da idrak etmeli, bir sanatı ruhani derinliğiyle icra etmeli, yeni bilgileri ve teknolojileri insanlığa hizmet edecek şekilde geliştirmeli, milli ve manevi duyguları hayatında boşluk bırakmamalı… Hamiyeti milleti ve insanlık olmalı…

Bunca yıl sonra geldiğimiz nokta, denizden çıkan genç bir beden, cebinde küçük bir not, sosyal medyada bir paylaşım…

Bir hayat bir TL…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108