Şu okullar olmasaydı, maarif ne iyi idare edilirdi.” diyen zamanın maarif vekiline hak vermemek mümkün değil. Zira bir asırdır eğitimde dikiş tutturamıyoruz. Sistem getirip, sistem kaldırmakla meşgulüz. Her gelen bakan veya iktidar kendine göre bir sistem getirip uygulamaya koyuyor. Aradan 3-4 yıl geçmeden bir de bakıyorsunuz alelacele şura toplantısına çağrılıyor. Konu enine boyuna aydınlatılamadan değişiklik gerçekleşmiş oluyor. Sistem değişiyor, yönetmelikler değişiyor, kitaplar değişiyor. Öğretmenlerin ve öğrencilerin yeni sisteme entegrasyonu tamamlanmadan ya da mevcut sistemin değerlendirmesi yapılmadan yeni bir sisteme geçme gündeme geliyor. Âdeta durum yaz-boz tahtasına dönüştürülüyor. Kaybedilen zaman oluyor, zarar çeken ülke oluyor. Bu değişiklikleri bakanlığın müsteşarı yapıyor. Çoğu zaman branşı olmadığı için bakan müsteşarına teslim oluyor. Bir bakıma bakanlık görevini müsteşar yürütüyor. Bu durum diğer bakanlıklar için de geçerlidir. Bir TEOG uygulaması getirildi. Çocukların anasından emdiği süt burnundan geldi. Yıl içinde durmadan o sınavdan, bu sınava koşturuldular. Veliler maddi külfete girdiler. Sonuç bir karmaşa. Çok şükür müdahale cumhurbaşkanımızdan geldi. Kaldırıldı. Ama şimdi yeniden başa döndük. Yine sınav, yine sınav. Çocuklarımızı sınav koliği yaptık. Randıman mı? Kocaman bir sıfır. Şimdi liselere geçiş için sınavlar getiriliyor. Kumda yürür gibi, bir adım ileri, iki adım geri gidiyoruz. Bu ülkenin insanlarına bilmeden yapılan açık bir zulümdür. Ben yetkili olsam milli eğitimde başarılı olan, bünyemize en uygun olan ülkelerin sistemlerini araştırıp, inceletip kopya ettirirdim. Kopya diyorum çünkü verimliliği kanıtlanmış hazır bir sistemden var. Madem araştırıp ortaya koyamıyoruz, bari başarıya ulaşan sistemi yerleştirelim.

Bu konuda örnek verebileceğim F. Almanya’nın Bavyera Eyaletinde uygulanan “MODEL CLASSE” sistemidir. Birinci sınıftan, dokuzuncu sınıfa kadar sınıf öğretmeninin gözetiminde ilgi, kabiliyet ve yetenekleri tespit edilen öğrencilerden dördüncü sınıfta Türkçe, matematik ve yabancı dil ortalamaları dokuz ve on olanlar üniversiteye gitmek için sınavsız lise programına alınırlar. Yedinci sınıfta, bu defa da sınavlı bir fırsat daha verilir. Başaranlar diğerleri gibi üniversiteye gitmek üzere lise programına alınırlar. Şayet başarısız olurlarsa ertesi yıl geldikleri sınıfına geri döndürülürler. Üç ders ortalaması pekiyi olmayan orta seviyedeki öğrenciler, ilgi, istek ve kabiliyetlerine uyan sanat dallarına yönlendirilirler. Böylece birkaç aşamalı üniversite sınavına gerek kalmadan, veliler masrafa girmeden, stres yaşamaktan kurtulmuş olurlar. Ayrıca ihtiyaç duyulan ara eleman temin edilmiş olur.

Bu konuda bizim öğretmenlerimizi yetersiz bulanlar, sırf akademik kariyerine artırmak ve formasyonlarını yükseltmek adına, büyük ideallerle yetiştirildikleri öğretmen ve yüksek öğretmen okullarından ayırıp, işi üniversitelere devretmeleri sanırım bu algının yerleşmesine neden olmuştur. Ama her şeyden önce öğretmenlerimize fırsat verilip, desteklenirse bu zor ama kutsal görevlerin üstesinden gelebilecektir.

           

                       

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner108