Eskiden camiler insanların daha çok bir araya geldikleri mekânlardı. Akşam namazı ile yatsı arasında oturulur büyükler anlatır, küçükler dinlerdi. Konu her şeydi; bahçe işleri, hayvancılık, sosyal ilişkiler ve din olmazsa olmazlardan. Dinî konularda imamlar kadar yaşlıların da sözü vardı. Çoğu Arapça okumuştu; emsile, bina’dan birbirlerine sorular sorarlardı. İlmihal bilgileri imamı terletecek kadar muhteşemdi. Ama yeni alfabeyi pek sökememişlerdi; o ihtiyacı ilkokul öğrencisi biri gideriyordu. Orta yaşlılar da bilirdi yeni yazıyı ama çekinirlerdi herhalde, geri dururlardı. Köyün o zamanlar tek esnafı, Saatçi Hüseyin Amcaydı. Seslenirdi: “Kopar yavrum takvimi gel yanıma.” Çocuk, Saatli Maarif Takviminin o gününü alır, ilişir öğretmeninin önüne. Herkes heyecanla bekler. “Oku” emriyle sayfayı okumaya başlar, yeni mektepli. Yazı, sessizlik içinde dinlenir ve ilk soru gelir: ”Yavrum ne diyor bu adam?”. Bir şeyler anlatır garip. Günler böyle gider. Bir süre sonra o çocuğun ileride Edebiyat öğretmeni olmasına zemin olacak sorular gelir: ”Bu adam bu yazıyı niye yazdı? Sen olsan nasıl yazardın?” gibi. İkinci sınıfın gayretli öğrencisi, öyle derdi böyle derdi, saatçi amcayı memnun ederdi…

Yedi yıl okuduğum imam hatip okulundan öte rahmetli babaannem beni milli ve manevi değerlerle tanıştırdı. Onun, hücrelerime nakşettiği duygularla İslam şairi Mehmed Âkif’i üstat bellemiş, onun talebesi olarak o yolda ilerlemişim. Bugün emeklilik yıllarında da konferanslarıma devam ediyorsam bu güç, bu sevda, okul yıllarında akşam namazı ile yatsı arasında bana anlatılan o hatıralardan gelir. Kutsaldı, mübarekti; vazgeçilmezlerimdi onlar. Akşam namazı ardından 6 rekat ebvabin namazı kılardı, yatsıyı biraz ertelerdi; anıları heyecanla dinlediğimi fark ettiğinden, ara veremezdi.

Anlatırdı, İstiklâl Savaşı gazisi eşinin hatıralarını, onun ağzından: “Yunan ordusunu büyük mağlubiyete uğratmıştık; teslim oluyordu. Perişan ettiğimiz Yunan ordusu uzaktan göründü… Önlerinde atlılar, arkalarında yayalar bize yaklaştıklarında, atlılar atlarından indiler… Kılıç teslimini görmeliydin Hanife, Yunan generali sağ eliyle kılıcı Mustafa Kemal Paşa’ya uzattı, hem de ucundan tutarak. Kemal Paşa, Ali Fuad Paşa’ya bir şey dedi, atını birkaç defa şaha kaldırdı, sürdü atını toz duman bırakarak. Bizim paşa sol eliyle düşmanın kumandanın elinden kılıcı aldı. Ağladım biliyor musun Hanife ağladım. Allah’ım sana şükürler olsun!”

“Rahmetli” diyordu, dedemden bahsederken, adını söylemezdi; “çamurun içindeki kuru üzümleri toplar, nal izlerinde birikmiş suda çalkalayıp yerdiler. Yavrum unutma dedeni, sen de onun gibi oku hoca ol, namazını kıl, Allah(CC)’ını unutma, ha bir de kul hakkını yeme! Çalış namerde muhtaç olma!” İşte hayatın bütün felsefesi bu; bunu bana okul değil babaannem belletti…

Daha ne diyeyim, Allah onlardan razı olsun! Yaşlılar bizim her şeyimiz, bana nasihatlerini veren, onları yaşamıyla süsleyerek sunan, babaannem gibi babaannelerimiz var. Onların değerini hiç ama hiç unutmayalım!...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İbrahim 3 ay önce

Unutmayalım inşAllah

banner89

banner37