Adamın biri Cuma günleri caminin avlusuna gelir, ezana doğru sorularını sorar, imamları cemaatin en yoğun olduğu an sıkıştırır; ardından keyif çatarmış. Köye geldiğimin ilk günlerinde bir Cuma teşrif etti. Camiye gireceğimiz an, kaykılmış olduğu kanepeden biraz doğrularak, az sonra kazanacağı zafere hazır, sorusunu patlattı: “Hocaa, bütün insanlar Adem’den türedi ya, peki, Cristof Kolomb, Amerika’ya gittiğinde orada insanlar vardı. Asya ile Amerika arasındaki boğazdan geçmeleri  o zamanlar mümkün olmadığına göre biz mi yoksa onlar mı Adem’den geldi?”  Akademi mezunu hoca çok rahat, cemaatte ise büyük bir şaşkınlık. Herkesin gözü bende ama çaresizce. “Sayın hocam siz de bilmelisiniz ki, Bering boğazı sonradan oluştu. Kızılderililer oraya boğaz oluşmadan geçmiş olamazlar mı?”  40 yaşlarındaki hoca, yaklaştı eline omzuma koydu.”Böyle aydın hocalara can kurban!” dedi. Ondan sonra camiye geldiğini düşünmeyin, maalesef. O günden sonra bir daha cami avlusunda görülmedi.

Bir gün iki kişi, aralarında uzun boylu bir gençle geldiler. Rahatsızmış, doktorlar bir şey tespit edememiş; teşhis koyamamışlar. Girdik onunla camiye, mihraba doğru yürüdük, endişeli endişeli bana baktı, yasak bölge ilân etmişlerdi ya din bezirgânları orayı. “’Gel’ dedim, burada peygamberler otururdu, mübarektir burası, otur huzur içinde. Allah’ın gönderdiği kitap burada dile geldi. Burada Rabbimizden başkası olamaz, burası özel korunmuş alandır.”  Geçiverdi, çömeldi oraya. Gözleri parladı, dedim ‘bunu iyileştireceğim.’  İnsanların Allah’a en yakın oldukları an, secdede oldukları andır. İmam, bütün secdeleri orada birleştirir” deyince derin bir nefes aldı. 17 sabah aynı yolda dil döktüm. Cumaları hep geldi, sohbetleri dinledi; nihayette bedeni gibi ruhu da sağlıklı bir birey oldu.

12 Eylül öncesiydi,  bir gün sol fraksiyona mensup bir grup geldi. Ellerindeki bildiriyi uzatarak, “Bugün hutbe olarak bunu okuyacaksın.” dediler. “Neyi anlatıyor?”  dedim, “işçi haklarını” dediler. O yıl Bursa Ticari İlimler Akademisinde okuyordum. 1 Mayıstı ben de işçi haklarını konu seçmiştim. Okuldaki bilgilerle Kur’an’daki bilgileri birleştirerek sunacaktım. “Sorun yok benim de konum o zaten “ dedim. “Bildiriyi tümüyle okuyacak mısın?”  sorusuna “ben anlatınca eksik kalanı hatırlatırsınız “ dedim. Avluda oturduk biraz, ekonomi bilgimin kaynağını sordular, Kuran ve okulum deyince susuverdiler. Sala ardından gitmeye yöneldiler, “olmaz” dedim. “Halk bizi kabul etmez”  dediler, “orası Allah’ın”  dedim… Cami çıkışında “Biz İslâm’ı böyle bilmiyorduk”  dediler, özür dilediler, “özrü Rabbimizden dileyin” dedim.

Trabzon’un merkez köylerinden Zambur’da okul çok uzaktı, bilhassa kız çocukları eğitimden yoksundu. Öğleye kadar yeni alfabeyi, öğleden sonra Kur’an için Arap alfabesini öğretiyordum.  Öğrencilerim 6 ay içinde bir yandan askerdeki ağabeylerine mektup yazacak, bir yandan da Kur’an’ı yüzünden rahatlıkla okuyabilecek seviyeye gelmişlerdi. Onlara  “asrın idrakine İslâmı söyletme”yi amaç edinmiştim. Nihayetinde bilinçli birer küçük Müslümanlardı evvel Allah. Trabzon müftüsü Fazlı Can, bir toplantıda  “Çocuk okutma işini en iyi yapan” sıfatıyla adımı zikrettiğinde, “Ben öğretmen olmalıyım.” dedim. Şimdilerde her iki mesleği bir arada yürütmeye Rabbimin izniyle gayret gösteriyorum.

  

          


 

                                                                                                                                                                      



 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
muhammet güner 2 hafta önce

sevgili hocam: emek verdiğin o çocuklar adına sana çok teşekkür ediyorum.başarılarının devamını diliyorum.

banner89

banner37