Yaşar Kemal’e göre ‘yüzyılın romanı”…

Romandan uyarlanan 1930 yapımı film iki dalda Oscar kazanmış.

Paul Baeumer?” Fransız kökenli bir ailenin çocuğu olarak Almanya’da doğan yazar Erich Maria Remarque’ın ilk adı... Aynı zamanda roman kahramanı…

I. Dünya Savaşında Almanya-Fransa arasındaki en büyük cephe olan Batı Cephesi’ne gönderilen gönüllüler arasındaki lise öğrencisi…

Yazar, bu liseli gençle birlikte adeta okuru da cepheye götürür, ailelerle buluşturur, hastaneleri ziyaret ettirir. Aslında roman, yazarın cephede yaşadıklarını anlatır. Savaşın, ne kitaplarda yazıldığı gibi ne de öğretmenlerin anlattığı gibi olmadığını…  Kitap Almanya’da o kadar etkili olur ki Naziler tarafından önce yasaklanır, ardından da toplatılıp yakılır. Bu kadarla da kalınmaz. Ülkesini terk eden yazar Remarque’ın yerine kız kardeşi Elfriede, ‘toplum ahlakını bozmak ve savaş aleyhine konuşmak’ suçundan yargılanır, idam edilir. İnfaz masrafları da diğer kız kardeşi Erna’ya ödettirilir.

*** 

Batı Cephesi’nde yüz yıl içinde… 

Almanlarla Fransızlar ikinci kez karşı karşıya gelmişler fakat Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ile başlattıkları süreci Avrupa Birliği ile taçlandıran iki müttefik olmuşlar. Suriye Cephesi’nde ise yüz yıl sonra yeniden başlamış savaş.

Önce Fırat Kalkanı… Ardından da Afrin için Zeytin Dalı Harekâtı… Batı Cephesi’nde ise bize bakış konusunda hiçbir şeyin değişmediği anlaşılıyor.

Silah Ambargosu’ ile tanışmamızın, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nın üzerinden kırk dört yıl geçmişti ki Leopard tanklarıyla başlayan ‘ayar verme’ alışkanlıklarına naklen tanık olduk.

***

Batı ne zaman bize karşı dürüst olacak” sorusuna bir cevap aramak yerine önümüze bakmanın tam zamanı… Büyük hayaller kurmanın, projeler üretmenin, dirsek çürütmenin… Eskisi kadar yaygın olmasa da Batı’da çocukları korkutmak ya da korkunç bir şeyi ifade etmek için kullanılan “Mamma mia Turchia” sözü bir şifre gibi kulaklarda uğuldarken… İşimiz gerçekten çok zor ama imkânsız değil. Bu nasıl düşmanlık? Nasıl bir eğitim alıyorlar, nasıl besleniyorlar?  Türklerden başka hiçbir millete karşı ırkçılığa varan böyle bir önyargı yok. “Niçin” diye sormuyoruz çünkü Türklerden başka “dur” diyen bir millet olmadığını biliyoruz. Ne büyük bir milletiz… Yüce gönüllü… Bazen eleştirinin dozunu kaçırsak… Eğitim sistemimizi yerden yere vursak bile…

Başka bir millete düşman olmamayı öğretiyorlar ya… Anladık ki insanlık sadece bizde kalmış çünkü içimiz dışımız bir.

***

Avrupa’ya ilk resmi ziyaretini gerçekleştiren Sultan Abdülaziz, Paris’te yeni makinelerin görücüye çıktığı bir sergiyi ziyaret ettiği sırada… Kol kuvvetinin ölçüldüğü bir makine görür. Çember şeklinde bir cetvel ve önünde asılı kadife kaplı bir top ki üzerinde ‘Türk Kafası’ yazmaktadır. Kin ve nefrete bakar mısınız? Güçlerini Türk Kafası üzerinde deniyorlar…  Çok sinirlenir Sultan fakat belli etmemeye çalışır. Başyaverine döner, “göreyim seni, göster Türk’ün kuvvetini” der. Kayserili Halil Paşa, Sultan gibi heybetli biridir. Ceketini çıkarır, gömleğinin kollarını sıvar. Öyle bir yumruk savurur ki makinenin topu yerinden kopar, ibresi düşer ve yayları etrafa dağılır. Herkes şaşkınlıkla izlerken lafı yapıştırır Sultan Abdülaziz. “Bu, Türk’ün kafası olamaz. Olsa olsa Avrupalı kafası olur.

***  

I. Dünya Savaşı yalnızca Batı Cephesinde değil Filistin ve Suriye Cephesinde de tüm şiddetiyle devam etmektedir. 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, 4. Ordu Komutanı Mersinli Cemal Paşa ve 8. Ordu Komutanı Cevat Paşa ile Yafa’nın kuzeyinden başlayarak Lût Gölü arasındaki 100 km’lik cepheyi savunurlar. İngiliz saldırılarının henüz başında 4. ve 8. Ordu dağılır. Cemal ve Cevat Paşalar, komutanlığı Mustafa Kemal Paşa’ya bırakarak cepheden ayrılırlar. Şam ve Beyrut işgal edildiğinden dolayı dağılan birlikleri de toparlayarak Halep’in kuzeyine çekilir Mustafa Kemal Paşa. Aşiretlerin desteklediği İngilizleri Katma Zaferiyle bozguna uğratarak Misakı Milli’nin güney sınırlarını çizdiği sırada Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanır.

Mustafa Kemal Paşa’nın I. Dünya Savaşındaki en son görevi Suriye Cephesindeki Yıldırım Orduları Grup Komutanlığıdır.

Dün, Suriye’nin kurtuluşu için görevli birliklerin bir bölümü, İstiklal Harbinde özellikle Adana, Antep ve Urfa’nın kurtuluşunda önemli bir rol oynadı.

Bugün, Türkiye’den gönderilen birlikler de Suriye’nin kurtuluşu için mücadele veriyorlar.

***

Attila’yla başlayan… Fatih’le yeniden alevlenen… Kanuni ile zirveye çıkan Türk Korkusu… Avrupa’da tüm rakiplerini yendikten sonra ABD’ye götürülen ve karşısına çıkarılan onlarca güreşçiye minderi dar eden Koca Yusuf’u da unutmayalım. Batı, son yüzyılda yalnızca galibiyet odaklı… Yenilgiyi aklından bile geçirmiyor. Bizim anlayacağımız… Uykusu kaçıyor, uyuyan devin uyanmasını istemiyor. Diğerlerini de uyandırmasını…  Remarque’ın dediği gibi “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yüksel yavuz 4 ay önce

Hocam N. Kemal ile başlayıp, M.Kemal’e ulaştın, seni

banner89

banner37