banner114

Yusufeli.

İlçe, Erzurum’la Artvin arasında gidip gelmiş.

Taşınma ve bağlanma hikâyeleri birbirini izlemiş.

Sadece yeri değişmemiş, adı da…

Bir zamanlar Erzurum’a bağlı olan Kiskim, Ankara’nın Keskin’i ile karıştırılınca…

1912 yılında Veliaht Yusuf İzzettin Efendi’den almış adını, ‘Yusufeli’ olmuş.

Karasal iklimle Karadeniz iklimi arasına sıkışan Akdeniz iklimi vadiyi cennete çevirmiş. Zeytin, kavun, karpuz, ceviz, kiraz, kayısı, şeftali ve üzüm yetişmesi bu yüzden...

İşte dillere destan güzellikteki bu şirin ilçede şimdilerde bir telaş, bir telaş…

Çünkü yedinci kez taşınma aşamasında…  

***

Baraj Altında Kalmak, Karakaya Malatya.”

Malatya’da görev yaparken üzerinde heyecanla çalıştığımız bir projeydi.   

Anlaşılan Çoruh da Fırat gibi dizginlenecek.

Gerdanlık mı, kelepçe mi” diye tartışılırken dünyanın en yüksek üçüncü barajı olacak.

Evler, eşyalar, hatıralar derin suların serinliğinde ve sessizliğinde bekleyecekler.

Çoruh’la gelen, Çoruh’la gidecek yani.

***

Siz, hiç baraj göçmeni oldunuz mu? Bulutlar suya, kuşlar balıklara dönüştü mü?

Başka vadilerde yaşanan gelişmelerle ilgili konuşmak kolay…

Bağınız bahçeniz uygarlığa kurban edildiğinde nasıl da sarsılırdınız?

Ne büyük bir çaresizliktir bu. Ünlü şair Cemal Süreya’nın “Sizin Hiç Babanız Öldü mü şiirini hatırlıyor insan, soruya verdiği cevabı da…

Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü, kör oldum

***

Vadim O Kadar Yeşildi Ki. Galler’deki madencilerin hayatını anlatıyor roman.

1941 yapımı film, 5 dalda Oscar kazanmış. Veda cümleleri alır götürür sizi.

Bir yeri terk etmenin çaresizliğini, dayanılmaz ızdırabını hissedersiniz.

Topraklarından zorunlu olarak ayrılan insanlar için hiç sönmeyen bir ümit vardır.

Gün gelecek, kendileri olamasa bile torunları o toprakları görecekler.”

Bu ümit, o kadar değerlidir ki… Edebiyat olur, müzik olur, sinema olur, resim olur, gözyaşı olur. Fakat baraj altında kalanların böyle bir ümidi olamaz.

Sanki bir başka gezegene aittir toprakları. Hayalleri suya düşmüş, yosun tutmuştur.

Ne söyleyebilirler ki? Bu, ancak yaşanılarak öğrenilebilecek bir acıdır.

***

Bir insanı yaşadığı coğrafyadan mahrum etmekten daha büyük ceza ne olabilir ki?

Çocukluğunuzun gençliğinizin geçtiği yerler adına kıvranıp durursunuz.

Sonuçta “enerji gelecek sudan toprak esirgenmez” diyelim de kapansın mevzu.

Baraj altında kaldığınızda…

Ya küme düşmüşsünüz ya sandığa gömülmüşsünüz ya da köyünüzden kentinizden göçmüşsünüz.

***

İçinden nehir geçen şehirler, ilçeler, köyler... Her daim diken üstünde, tetikteler.
Ne zaman taşınıyoruz, nereye” soruları çınlar durur kulaklarında.

Bazen kaşla göz arasında gelir çatar zaman.
Bazen de ancak torunlar tanık olur suların yükselmesine.
Akarsu vadilerimiz en verimli arazilerimiz. Elektrik gerekli, sulama, içme suyu... Su taşkınlarının önlenmesi, balıkçılık... Kısacası barajlara mecburuz, bilirsiniz.
Güneş, rüzgâr, nükleer?” Öyle “ha” deyince olmuyor bu işler, zaman istiyor.
Tabi işin bir de edebiyat boyutu var, vicdan...
Sanki baraj altında siz kalmışsınız gibi bir duyguya kapılıyorsunuz.

***
Baraj altında kalanlara evler yapılıyor, toprak veriliyor, kredi filan...
Fakat bence bir şey daha olmalı...
Baraj Altında Kalanları Araştırma (BARAKA) Enstitüsü gibi bir şey.

İşte Yusufeli, tam bir ‘baraj öncesi plato’ olarak bekliyor.
Sosyologları, psikologları, arkeologları, biyologları, trekking sevdalılarını.
Belgesel ve film yapımcılarını, gazetecileri, öğrencileri, yöneticileri, emeklileri...
Bir kez daha asla o zeminde yürüyemeyeceksiniz. Fotoğrafını çekemeyeceksiniz.
Yedinci kez taşınıyor Yusufeli. Yollara düşelim, tarihe kayıt düşelim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner108