MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli partisinin başında bulunduğu süreç içerisinde Türkiye siyasetine ince dokunuşlarla yön vermiştir. Çoğu zaman bu dokunuşları parti tabanı tarafından tepkiyle karşılanmıştır.  Bunun sonucu bazen baraj altında kalmıştır bazen de partisinden kopmalarla karşı karşıya kalmış ve tabanını kaybetme riskine girmiştir.

Özellikle son yıllardaki bu dokunuşları, Türkiye'de yaşanan bir kısım olayları ve süreçleri ne kadar etkilediğini görmemezlikten gelemeyiz. Tarzında ve tavrındaki sıra dışı tutum, siyaset zemininde ve özellikle tabanı tarafından  anlaşılamamaktadır.

15 Temmuz hain darbe kalkışmasından sonra ülkenin büyük bir beka sorunu ile karşı karşıya olduğunu tabanına anlatarak "Yenikapı Ruhu'na" sahip çıkıp, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a açık destek vermekten geri durmamıştır. Bu desteği aslında milletine vermiştir.

Dr. Devlet Bahçeli'nin Pazartesi Ankara'da yaptığı basın toplantısı ise 2019 hesaplarını etkileyecek önemli bir açıklamaydı:
"MHP, Cumhurbaşkanlığı adayı göstermeyecektir.
Anayasada beraber hareket ettiğimiz parti ile beraber sonuç almak Türkiye'nin hayrına olacağı inancındayız.
7 Ağustos'ta başlatılan ruha MHP sadıktır.
Yenikapı meselesini de iyi anlamak lazımdır.
MHP'nin Cumhurbaşkanı adayı yoktur, MHP Genel Başkanı aday olmayacaktır.
MHP olursa ittifakla, olmazsa kendi partisi olarak milletvekilliği seçimine girer. Partimiz Cumhurbaşkanı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan'ı destekleme kararı almıştır."

Dr. Devlet Bahçeli'nin bu hamlesi Türkiye'nin siyasi yolculuğuna yaptığı son dokunuş olarak bir çok kesimi şaşırtmış ve  ürkütmüştür. Özellikle bu dokunuş ile CHP'ye verdiği mesaj, CHP'nin 2019 için kurguladığı yol haritasının ülke menfaatine olmadığı, hele hele Abdullah Gül'e 2019 da Cumhurbaşkanı adayı olma niyetinin boş bir hayal olduğu, kendi tabanına  "Erdoğan düşmanlığından daha önce ülkenin ve milletin bekası söz konusu olduğu" mesajını da net vermiştir.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a Desteğini "Yenikapı ruhu" olarak ortaya  koyması büyük bir meydan okuma olarak muhataplarını tedirgin etmiştir.  Bu meydan okumanın satır aralarında konunun, demokrasiden yana olanlar/olmayanlar şeklinde çerçevelenemeyeceğini, şayet bir çerçeveleme yapılacaksa bunun Yenikapı ruhundan yana olanlar/olmayanlar şeklinde bir formüle dayanması gerektiği belirtmiştir.

Ülkede büyük bir beka sorunu açıkça ortada iken MHP tabanının eski ayarlara geri dönme talepleri ,"Yenikapı ruhuna" sadakat ile yerli ve milli bir duruş olarak Dr. Devlet Bahçeli tarafından yeniden güncellenmiştir.

Dr. Devlet Bahçeli'nin aklı hep Türkiye'nin bekasındadır. MHP'nin yeni davası budur. Dr. Devlet Bahçeli değişen ve gelişen dünyada elli yıl öncesinin davasını sürdürmekle ne millete ne de ümmete hiç bir faydanın olamayacağını, MHP'nin misyon ve vizyonunda güncellemenin şart olduğunun işaret fişeğini yakarak yeni bir aydınlanmanın düğmesini açmıştır. Bu aydınlanma 2002 yılındaki koalisyon hükümetinden ayrılarak seçime gitmek ile başlayıp, Gezi olayları ile devam etmiş, bir çok konuda Ak Parti ile hareket ederek, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Etme Sistemi'nin getirilmesi ile devam etmiştir.

Dr. Devlet Bahçeli'nin davası iktidar olmak değil, devlet ve millet bekası davasıdır.

Dr. Devlet Bahçeli'nin davası ülkesinin derdidir, o dert ile dertlenebilmektir! Ümmetin çektiği dertleri yüreğinde hissetmektir!  O dava Kudüs'tür, Gazze'dir, Arakan'dır, Kahire'dir, Karabağ'dır,  Mekke'dir, Medine'dir, Musul'dur, Kerkük'tür, Bağdat'tır, Tahran'dır, Bosna'dır kısaca bütün İslam coğrafyasıdır!

Onun davası Türk milletinin tarihteki şanına layık olmaktır, ümmetin namusunu çiğnetmemektir!  Bir baba gibi eşe, dosta, evlada olduğu gibi, İslam'a, ümmete, vatana ve millete siper olmaktır!  Mukaddesatımıza, namusumuza, rızkımıza uzanacak elleri kırmak, bakacak gözleri oymaktır!

Ona göre dava yar olmaktır, yaraya merhem olmaktır,  ümmetine ve milletine yoldaş olmaktır! İktidar değil payidar olmaktır! Yıkmak değil yapmaktır! Yerli olmaktır, milli olmaktır!

Güçlüden yana olmak değil haklıdan yana olmaktır! Zalimden yana değil Hakk'a tutunan mazlumdan yana olmaktır! Tanktan değil onun önüne yatandan yana olmaktır! Mermiden değil, mermiye kalkan olandan yana olmaktır! PKK, HDP, FETO, PYD/YPG den yana değil, askerden, polisten, güvenlik güçlerinden kısaca milletinden yana olmaktır!

Onun davası "seksen öncesindeki gibi kardeşin kardeşi boğazlaması davasından çıkıp, 2019 da kardeşin kardeşe sarılması davasıdır!"

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ömer Naci 12 ay önce

Milliyetçi oylar için ve %50+1’in getirdiği baskı nedeni ile AKP’nin eli MHP’ye mahkum…

Peki düşünün Başkanlık sistemi değil de parlamenter sistem ile devam ediliyor olsaydı AKP’yi minimum 10 sene daha iktidardan indirmek mümkün müydü?

Peki parlamenter rejimde 10 sene daha iktidarı garanti olan bir AKP,MHP’ye ihtiyaç duyar mıydı?Hayır…

MHP yıpranmış bir haldeyken ülkede yeni bir merkez sağ hareketin oluşumuna nasıl katkı koyabilirdi?

Süreci şimdi baştan düşünelim…

Meral Hanım MHP’de kongre yapılsaydı ve Bahçeli’nin yerine MHP Genel Başkanı olsaydı ne olurdu? Sadece ülkücü/milliyetçi tabana hitap eden bir MHP Meral Hanımla maksimum %20 oy alırdı…
Bahçeli , Meral Hanım ve muhalifleri ihraç ederek ortaya bir “mağdur” çıkarttı…

Sadece mağdur çıkartmakla kalmadı milliyetçi hareketin önemli isimlerini kendi karşıtlığında birleştirdi ve ortaya güçlü de bir “kadro” çıkarttı…

Bir siyasi partinin örgütlenmesi esnasında en çok zorlanacağı yer taşralardır…

Bahçeli hızla taşra teşkilatların

banner89

banner108