Birden gözlerim  kamaştı. Uyanıverdim. Büyük camın üstündeki saatte seçebildiğim kadarıyla akrep dördün  yakınlarındaydı. Açılan kapıdan  kâğıtlar atılmış patates tarlasında durduğumuzu sandım. Şaşkınlıkla ve ihtiyatla  indim. Kendisine çarpmamak için önünde adımlarımı son anda durdurabildiğim izmirköfte satıcısı uyanır gibi oldu. Biri, “çaayy, poğaçaa, börek “ diye bağırarak kulağımın dibinden seyirtti. Lavobaya gittim,elimi yüzümü yıkadım. Bekçi; göremediğim, varlığını da fark edemediğim kaçak bir müşterisine “amoo, amoo,amoo” diye böğürüyordu. Gidecek yer bulamadım, işletmeye döndüm. Görevliden başka kimse yoktu. Oturdum, çocuk aptal aptal baktı, “hayırlı sabahlar”ımı duymadı, ben de onun “hoş geldin” i işitemedim.Çıktım, bir iki tur attım yazıhaneyle polis noktası arasında.

İşletmeye döndüğümde içeride turistler vardı. Girdim, yavaşça uca oturdum.Saçı dökük, bıyıklıydı, bize benziyordu yanımdaki. Zayıf  ve sarışındı, onun yanındaki. Tatlıydı da. Arada şöyle bir bakıyordu. Çaycının, “Törkiş ti” seslenişini başlarıyla okeylediler.  Cins-i latif  daha kibardı. Çayı tutuşu benim gibiydi. Lise yıllarındaki hafif çilli, kibar güzel mektup arkadaşım Bretagne’li Herveline’i çağrıştırdı bir an.Adam biraz safçaydı, eşi habire uyarıyordu onu. Birden kocaman arkalığından bir kitap çıkardı.Kitabın bir başından, bir sonundan, bir orasından, bir burasından gâh sesli, gâh sessiz okuyordu. Bir arayışta mıydı, yoksa bir şeyleri paylaşmak mı istiyordu? İşte şapur şupur bir öpücük, neden icap etti, pek anlayamadım. Bu sırada içeriye kafasında yün fes,sırtında uzunca ceket gibi bir şey olan sakallı bir adam iki büklüm girdi. Ardında dikdörtgen biçiminde iki kocaman çuval çekiyordu. Hemen yanında başı, kaderi gibi bağlı bir kadın belirdi. Oturdular.Adam durmadı, kalktı çıktı. Az sonra geldi. Bir şey başarmanın havası içindeydi.  5-6 numara bilet almıştı...

Kadın bir ara çıkmak istedi, kapıya varıyordu ki “hatehiti o” biçiminde hiç algılayamadığım bir azarla geri döndü.Adam, kadıncağızın eteğini de gösteriyordu bu ara. Turistleri görünce tehlike çanlarının çaldığını anladı gari! Kadın ürktü, döndü, oturdu.Eşarbını biraz daha gözlerinin üstüne çekti. Konuşma özürlü olduğunu sanıyorum. Sakallı tekrar çıktı. Turistler de terk etti mekânı.Kadın, ellerini namazdakine benzer birbirine kavuşturmuş, öne eğilmiş iki büklüm oturuyordu.Birden birkaç sırtlanın ona iğrenç bakışlarını yönelttiklerine tanık oldum. Onlara   nefret ve kinle yöneldim;dönüp kayboldular!.. Saba makamında müthiş bir ezan imdadıma yetişti; olumsuzlukları unuttum. Onu ölesiye dinledim. Mazlumu yalnız bırakıp camiye gitmedim . Aynen öğretmenken müdür, program uymuyor bahanesiyle Cuma saatine ders koyduydu da öğrencilerimi bırakıp gitmediğim gibi…

Pes doğrusu bizim sakallı nihayet gelebildi. Kâğıt içinde simitle. Kadıncağız  eteğine dökülen susamları eliyle öyle topluyordu ki, yürekler acısı.Bu arada adam tespihini eline aldı, hem çekiyor hem nutuk atıyordu sürekli kendisini dinlemek zorunda olan insana.  Birden bir şey mırıldandı, çuvallara dokundu ardından kadın…Ve dışarı çıktılar. Kadın ezikti, garipti ama yine de kadın gibi  yürüyordu…

Geçmişten, gençlikten bir anı  sunduk;yaşlılar hatıralarıyla yaşar misâli…              



 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89