Başında takkesi vardı, ayakları yalındı. Kara lastikten başkasını tanımamıştı.Çorabı hiç bilmezdi. Ceketi yoktu, paltosu hiç olmamıştı.Ölülerden birinin giysilerini birkaç gün giydiği görülürdü. Ne yediği , ne zaman yediği  belli değildi. Lahana ya da tarhanadır komşularda bulduğu; komşular da pek varsıl sayılmazdı ya. Yemekten sonra bir duası vardı ki, ev sahipleri cennete postu sererlerdi. “Sen cennetliksin, biz ne yapacağız?” sorusuna “Abula, ben sizi de alacağım yanıma.” deyiverirdi.

Sabah namazıyla evden çıkar, köy köy dolaşırdı. Topluluklarda oturmaz, aileleri tercih ederdi. Yemek saati gelmeden izin isterdi, yemek saati hemen ona endekslenirdi. Sofraya oturmazdı, kenarda tek başına yerdi. Hayatta hep tek başınaydı zaten.Hiç evlendirilmemişti. Kimi kimsesi yoktu. Askerde de kimsesi olmadığından disiplini dayak diye algılayan bir komutan tarafından dövülmüştü.

Yardımseverdi sözcüğü onun için çok ufak kalırdı. Adam ekine gittiğinde, tarlasının yarıya kadar ekildiğini görürdü. Başka biri balta sesiyle uyanırdı; Aga gelmiş odunları kırmaya başlamış meğer. Aga nerden bilirdi, kimin ne zaman, ne yapacağını? O bilirdi; girmediği ev yoktu,her şey onun yanında konuşulurdu.Her ailenin bir ferdiydi o.  Yaptığı iş karşılığında ücret almazdı; para tanımazdı zaten. İki öğün yemek ardından “eyvallah”a karşılık “Allah razı olsun!”la cüzdanların en büyüğünü doldururdu, dolup taşırmadan.

“Dargınları barıştırın!” hocanın söylemi, Aga’nın eylemiydi. Hele aile içi dargınlık asla olamazdı. Zira küçükler olduğu kadar büyükler de etkilenirdi onun nasihatlerinden ya da korkarlardı azarlamalarından.

Perşembe günleri gelirdi bize. Amcama, babama, ağabeylerime, kimi bulursa “Yasin”i okuturdu. Biz de ailece  dinlerdik, camide camiyi ayağa kaldıran çocuklar bile susarlardı ne hikmetse. Amin’den sonra hiç durmaz kalkar giderdi, başka bir evde yeni bir Yasin’le buluşmak için. Amacı herkese Kur’an okutmaktı kanımca. Zira hoca yanlış okusa ya da dikilse şöyle bir bakardı; o bakış bana gerçekte Kur’an okumayı bildiğini düşündürürdü. Nitekim komşuları evinde hiç duymadıkları bir sesle Kur’an okunduğunu söylerler.

Hacılar onu Kâbe’de gördüklerini söyler, ama kimse Hacca gittiğini bilmez. Ezana karşı da büyük saygısı vardı. Ezan okunmadığı dönemleri hatırladığında, “Ah İsmet ah! Bakalım ne yapacaksın o dünyada…” derdi. Namaz onun vazgeçilmeziydi. Genelde cumaları Mağara deresinde boy abdesti alırdı; banyo onun için lükstü. Kaldı ki evinde yatak vazifesi gören bir kilim, ondan bozma bir yorganı vardı. Ve hiç kullanılmayan bir iki parça kap kaçak.

Yaşlılık maaşı almadı, birisi onun adına almışmış, kimsenin günahını alamam; ama bildiğim onun eline tek kuruş geçmediğidir. 90’lı yaşlarda  artık hastalığı ağırlaşır, komşularından cennet mekân biri onu evine alır. Ziyaretine gidenlerin, nasılsın Aga? sorusuna yaralarından su akan o büyük veli, Hz.Eyyüp sabrıyla," Hamdolsun, şükrolsun, iyiyim.” diye cevap verir. Komut’un Kemal’den razıdır:  Kemal’in de babasıdır, dedesidir,  her şeyidir o peygamber evlâdı.

Allah’ın has kulu  Muhammet  Aga, Allah’ın rahmeti hep seninle olsun!
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İbrahim 6 ay önce

Amin

banner89

banner37