Hasan Kurt’un bize karşı iflah olmaz düşmanlığı, 5 yıl 10 yıllık mesele değil. Hasan Kurt haftalık gazete çıkardığı 20-25 yıl önce de sütunlarında Ali Öztürk’ü hep düşmanca işledi. İftira ve yalanlarla dolu onlarca yazı yazdı. Bir gün mahkemelik olduğumuzda arşivden yazılarını toplayıp dosya içinde mahkemeye sunmuştuk. Orada gördük ki annemin vefat ettiği gün bile aleyhimizde bir sürü dedikodu yazdı. Üstelik ölüm haberini yazdıktan sonra ve bile bile…

Peki bu iflah olmaz düşmanlık, kin ve nefret nereden kaynaklanıyor?

HHH

Hasan Kurt’un İslami değerlere ve dindarlara karşı derin bir rahatsızlığı olduğuna inanıyoruz. Bu tezimize onlarca örnek verebiliriz. Haçkalı Hoca Efendi, Ayasofya Camii mücadelesi ilk aklımıza gelenlerden... İmam Hatip nesline karşı da aynı takıntının sahibi… İmam Hatip kökenli birisini duyunca adeta nevri dönüyor. Hasan Kurt, düşmanlığa dönüşen bu rahatsızlığını zaten gizlemiyor. Hal böyle olunca Hasan Kurt’la kavgamız bazen Ayasofya Tarihi Camisi etrafından bazen bir siyasetçinin açıklaması üzerinden sürüyor. Bazen farklı bir etkinlikte karşı karşıya geliyoruz. Lakin ana eksen işte az önce söylediğimiz kriterler.

HHH

20 Temmuz 2016 tarihli yazısına bakalım… ‘Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak’ başlıklı yazısı… Darbe girişiminden 4 gün sonra yazmış. Kendince Fethullah Gülen cemaati ile AK Parti mukayesesi yapıyor. Gülen cemaatini yağmura benzetiyor ve Fetullahçılar’dan boşaltılan kadrolara işaret ediyor. Bakın neler diyor… “Sonuçta cemaat de AK Parti de din eksenli idi. Birinin yönü batı, birinin güneydi. Batı şimdilik tasfiye edildi. Güneye yakın olanlar galip geldi. (Güney derken herhalde Kabe’yi kastediyordur!..) Hükümette cemaat tasfiye edildikten sonra gidenlerin yerine kimler gelecek? Kurum ve kuruluşlarda zaten tarikat bağlantılı memurlar ağırlıktaydı. Şimdi tarikat ve İmam Hatiplerin önü daha da açılacak. Bu iş bir yerde, yağmurdan kaçıp doluya tutulmaya benziyor.” Kurt’un imam hatiplerden rahatsızlığını dışa vuran yazılardan sadece biri…

Hasan Kurt bize işte bu perspektiften baktığı için derin bir düşmanlık besliyor.

HHH

Hasan Kurt son 3-4 gündür bizi yazıyor. Kendisiyle ilgili herhangi bir şey yazdığımızdan değil. Ya etraftan kışkırtıyorlar ya da bazen o düşmanlık hisleri depreşiyor. Gazeteciler A. Şefik Mollamehmetoğlu, Murat Taşkın ve Ergun Ata’nın son yazılarından ve paylaşımlarından bir gazeteci olarak rahatsız olduk. Bu yazı ve paylaşımların ilgili bölümlerini sütunlarımıza alıp yazılarını yorumladık. Bu tür yaklaşımların ‘Darbe Aklayıcılığı’ olduğunu savunduk. Bize cevap Hasan Kurt’tan geldi. Hasan Kurt, yazmadığımızı yazarak gayri ahlaki bir biçimde bu üç gazeteciye ‘Fethullahçı’ dediğimizi yazdı. Biz de ertesi gün, ‘Darbe aklayıcılığı ile suçladık. FETÖ’cü demedik’ diye yazınca bu kez de ‘Öztürk geri adım attı’ diye yazdı. Belki bunların önemi yok ama muhatabımızın tartışma biçimi ve düzeyini ortaya koymak için yazıyoruz. Önce çarpıtıp sonra kendini haklı göstermek gibi tuhaf bir karakter. Okuduklarıyla değil önyargılarıyla hareket ettiğini ifade etmek için yazıyoruz. Bu zata cevap yazdığımız için okurlarımız bizi eleştiriyor. ‘Muhatap alma şu adamı’ diyorlar. İzin verin lütfen… Arada bir yazmak gerekiyor!..

Öyle farklı bir insan ki belgeli bir gerçeği bile inkâr edebiliyor. Yine dünkü yazısından bir örnek verelim… Gazetesinde yazan Gürsel Gençsoy’un bir yazısından ötürü Gençsoy ile Hasan Kurt’u birlikte mahkemeye vermiştik. Birini yazdıklarından, diğerini yazıyı gazetesine koyduğundan… Hâkim ikisini de mahkûm etti. Gençsoy ödemedi ama Hasan Kurt’un gazetesinde yazarak hakaret ettiği için onun da cezasını Hasan Kurt ödemek zorunda kaldı. Şimdi yazıyor ki, ‘Ali Öztürk, Hasan Kurt’u mahkum ettirmedi’ Böyle bir kalemle hangi düzlemde konuşabilirsiniz!..

HHH

Gelelim cami kilise kavgasına...

Bildiğiniz gibi Trabzon Ayasofya Tarihi Camisi, müzeden yeniden camiye çevrildi. 1584 yılında camiye çevrilen ve 1960 yılına dek ve neredeyse 4 asır cami görevi gören bu mabedin, bir oyunla müze yapıldığını ve yeniden camiye çevrilmesini savunduk. On yıllardır ve bir gün oralardan yine tekbir seslerinin yükselmesini bekledik. Bunun ecdada karşı bir sorumluluk olduğu bilinciyle…

Ayasofya Tarihi Camisi müzeden yeniden camiye çevrilirken Hasan her şeyiyle karşısına dikildi. Camiye dönmesini savunan insanlara, olmadık şeyler yazan tek gazete idi. Halen de bu işten rahatsız ve uğraş veriyor. Üstelik Ayasofya Tarihi Camisi’ne müze de demiyor. Ayasofya Kilisesi diyerek mücadele ediyor. Oranın hala kilise olduğunu yazmakta bir gazeteci olarak hiçbir beis görmüyor. Elimizde tam 16 yazısı var. Hepsinde de o camiyi ‘Ayasofya Kilisesi’ olarak niteliyor.

Yani dememiz o ki Hasan Kurt’la bitmeyecek gibi görünen kavgamız bize göre bir anlamda, cami ile kilise kavgası. Kiliseyi bir Hristiyan olarak veya Hristiyanlığa destek olarak savunmuyor. Cami olmasını istemiyor. Orası tekrar kiliseye dönerse ona itiraz etmeyecek. Camiye dönüşmesine itiraz ediyor. Bu mücadele bir ilke ve dava mücadelesi. Bu yayın organları yaşadığı müddetçe ve Hasan Kurt bize sataştığı sürece devam edecek. Bizim penceremizden görüntü bu.

HHH

Hasan Kurt bizim her şeyimizle ilgili!

20 yıl önce televizyonumuz vardı. Gökkuşağı TV döneminde de tıpkı aynısını yaptı. Kimi ortak aldığımızı kimi almadığımızı yazdı durdu. Şimdi de yeni ortaklık çalışmamızla ilgili girişimimizi diline dolamış. Yerel Gazeteler zor durumda. 1-2 gazete hariç hepsi güçlü sermayenin elinde. Dolayısıyla devam etmek için makul çözümler arıyorlar. Kimse gizli bir iş yürütmüyor. Bizim de günebakış olarak bu zor zamanda yayın hayatına devam edebilmek için bir ortaklık çalışmamız var. Bu gazete bir şirket ürünü ve yasal çerçevede yürüyor. Dolayısıyla bu ortaklık Ticaret Sicili üzerinden geçeceği için herekse açık bir işlem. Zaman zaman da gazeteci dostlarla sohbetini yapıyoruz. Bunu gizli ve gizemli bir biçimde sunmak ‘Birileri gönderilen 200 bin liranın peşine düşmüş’ diye olmayan şeyleri yazmak Hasan Kurt’un bize yönelik düşmanlığının bir göstergesi. Kendince güya bizim bir şeyler çevirdiğimizi ima etmek istiyor. Bunun olamayacağını kendisi de biliyor. Zira o da gazete sahibi. Muhatabımız işte böyle bir adam.

 

Ortaklık işlemlerimiz henüz bitmedi Hasan… günebakış’ın ilkeli ve farklı yayın anlayışının devamına inanan bir dostu ortak alıyoruz. Daha işlem aşamasında… Sonuçlanınca yani şirket yapısı TTSO’ya ulaşınca (Ticari Sicil Gazetesi’nde yayınlanınca) zaten öğrenirsin. Merak etme. Seninle cami ile kilisenin kavgasına (!) devam edeceğiz. Piyasadan çekilmemek için, ortaklık kurduk. Ortaklıktan aldığımız payı da gazetenin giderlerine kullanacağız. Öyle görünüyor ki seninle daha uzun yıllar mücadele edeceğiz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.