Konumuz yolsuzluk… Yolsuzluğu bir kişi yaptığında bir aileyi, bireyleri yaptığında bir toplumu, yetkilileri yaptığında ise bir hükümeti ve devleti mahveder. Çağlar boyu var olan tedavisi zor bir hastalıktır.

 

AK Parti hükümetinin toplumla ilişkilerinde artık en yumuşak karnını ne yazık ki yolsuzluklar oluşturuyor. Dünya ölçeğinde 50. sıradan 5 puan gerileyerek, 45. sıraya geriledik. Bir diğer ifadeyle 2002 yılı düzeyine geriledik. Partinin, yolsuzluk yapan dört bakanı hala koruma refleksi ve yolsuzlukları unutturma atraksiyonları tabanı rahatsız eder hale geldi. Yolsuzluklar ortaya ilk çıktığında fırsat bilinip üzerinden darbeye kalkışılmış olmasaydı toplum daha erken ve hızlı tavır alabilirdi. Ancak 17 Aralık darbe keyfiyeti, yolsuzlukları ikinci plana itti. AK Parti’ye oy veren kitleler, “Önce darbeyi savuşturalım, sonra yolsuzlukları konuşuruz” düşüncesinden hareket etti. Geçen 1 yıllık sürede partinin yeterince yolsuzlukların üzerine gitmemesi ve hatta örtülmek istendiği gözlenince, duyulan rahatsızlıklar her platformda bir iç eleştiriye döndü.

***

Toplumsal eleştiriler referans önderlerini harekete geçirdi. İlk tepki Prof. Dr. Cevat Akşit Hoca Efendi’den geldi: “ Yeminle söylüyorum. Vallahi ve billahi bu rüşvet kaldırılmadıkça, yolsuzluklar yayıldıkça, zina serbestçe yapıldıkça ve ortaya çıkan homoseksüelliğin önüne geçilmedikçe üzerimize lanet yağacak.”

İkinci çıkış Prof. Dr. Hayrettin Karaman Hoca’dan geldi: ”Siz ey devleti yönetenler! ‘Kenar-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu. Gelir de adl-i ilahi sorar Ömer’den onu’ diyen büyük Ömer’in (Allah ondan razı olsun) makamında oturuyor değil misiniz? İlahi adalet bir koyunu yiyen kurdun hesabını yönetenden soracaksa, yoksulların hakkını yiyenlerden milyonlar sürünürken sefa sürenlerden, yoksulların hakkını bunlardan hakkını bunlardan alarak onlara ulaştırmayan yöneticilerden hesap sormayacak mı? Bugünden tezi yok öyle tedbirler alınsın ve öyle düzenlemeler yapılsın ki ülkede, temel ihtiyaçlarını temin edememiş bir fert kalmasın. Ya bu olacak veya üzerimize göklerden bela yağacaktır vesselam.”

***

Mesele, aydınların hükümeti yönetenlere seslenmesiyle bitiyor mu?  Ya da bitmeli mi?.. Hayır… Elbette hayır… Hayrettin Hoca’nın dediği gibi… “Herkes dünyadaki cezadan ve rezil olmaktan önce Allah’tan korksun ve taşlaşmış vicdanlar yumuşasın da üzerine düşeni yapsın.”  Nedir üzerimize düşen?

Allah’tan korkan, milletini-devletini-geleceğini düşünen herkes yolsuzluk yapana yağ çekmesin. Yüz çevirsin.  Sessiz kalanı eleştirsin. Yolsuzluğu saklamasın. İki kişi bir araya geldiğinde bundan rahatsızlığını dillendirsin. Parti yöneticilerine kendi aralarında da olsa konuşmaları için baskı yapsın. Parti yöneticileri de rahatsızlıklarını vekillere iletsin. Ankara’dan arada bir gelen vekillere, bakanlara toplumdaki bu rahatsızlık iletilsin. Parti Genel Merkezlerine raporlar gönderilsin. Partisini yıkmak değil, geleceğini kurtarmak adına gönderilsin. Toplum ve hür dünya yolsuzlukla mücadele edildiğine inanana kadar… Vicdanlar durulana kadar bu mücadele devam etsin.

Yoksa öyle görünüyor ki AK Parti’yi fazla önemsemediği bu yumuşak karnı halledecek!.. Nasıl mı? Rabbim bir dilemesin hele… Nice sebepler halkeder.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner37