banner114

‘İstanbul’u alan Türkiye’yi alır… İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder’ tezi hem rakamsal hem psikolojik olarak siyasetin önünde duruyor. İstanbul’a bağlı olarak Türkiye’yi almak veya kaybetmek hemen gerçekleşmiyor. Lakin mutlaka gerçekleşiyor. Bu açıdan bakıldığında 31 Mart 2019 seçimleri tek başına yerel seçim olmanın ötesine geçiyor. Türkiye siyasetine doğrudan etki eden bir keyfiyet arzediyor.

Cumhur İttifakı, görünürde AK Parti’nin iktidarı ekseninde bir oluşum sayıldığından biz değerlendirmemizi AK Parti üzerinden sürdürmek istiyoruz. Seçimin yenilenmesi, beraberinden yeni siyasal sorunlar da getirecektir. Hele hele farkın açılması halinde 4,5 yıllık seçimsiz dönem gündemden düşecektir. Hal böyle olunca AK Parti ne edip edip seçimi almak isteyecektir. Ancak partinin hali hazırdaki tutumu ile bu fazla mümkün görünmemektedir. AK Parti, kaybettiğini kabul etmemektedir.

***

Cumhur İttifakı 2018 yılı 24 Haziran seçimlerinden %53.6 oy alırken, 31 Mart 2019 seçimlerinden %51.64 oy oranına inmiştir. Önümüzdeki 4.5 yıllık süreç için bu oran elbette önemlidir. Fakat ortada ciddi bir sorun görülmektedir. Aynı çerçevede farklı bir gelişme daha vardır. Birincisi, 31 Mart seçimlerinde sandığa gitme oranlarında düşüş yaşanmış ve bir kısım AK Partili seçmen sandığa gitmemiştir. Nitekim 2018 yılı 24 Haziran seçimlerinde katılım oranı %88.18 iken, 31 Mart 2019 seçimlerinde %84.66’ya inmiştir. İstanbul’da ise %87.9 oranından %83.86 oranına inmiştir. İstanbul’da Binali Yıldırım 2018 seçimlerinde Cumhur İttifakının aldığı oydan 484 bin oy daha az almıştır.

AK Parti Genel Merkezinin başarı ödülü verdiği tüm Büyükşehirlerde Cumhur İttifakı 2018 seçimlerine göre oy kaybetmiştir. Trabzon örneğinden yola çıkarsak, %72 olan oy oranı %64’lere inmiştir. AK Parti Genel Merkezi bu oranlardaki kayıpları önemsememiş, oy yitiren vilayetleri aldıkları oy oranlarına göre başarılı bularak ödüllendirmiştir.

Olaya bu perspektiften bakınca AK Parti Genel Merkezi kaybettiğini kabul etmemekte veya kayıplarını önemsememekte ve %50 oranının üzerindeki keyfiyete güvenmektedir. Halbuki sandığa gitmeyen küskün taban, partinin en temel direkleridir. Nitekim İstanbul gibi bıçak sırtı bir seçim sathında bu oran çok ama çok önemlidir.

Tabandaki küskünlük, kaybedilen belediyeler karşısında Genel Merkezin gösterdiği adaya oy vermemeyi sorgulayan ve bunu ‘Teşkilat ahlakı’ çerçevesinde yorumlayan AK Parti Genel Merkezi, bu anlayışıyla İstanbul’da yeni bir seçim kazanmanın uzağındadır. Psikolojik üstünlük hemen her alanda Ekrem İmamoğlu’nun yanındadır. İstanbul’daki tablo, AK Parti’ye karşı, Ekrem İmamoğlu yarışı gibidir. Bu algı da AK Parti’nin ikinci adamının bile artık beğenilmediği yönündedir. Onca hizmet, onca yatırım, Türkiye bütçesinin yarısının İstanbul’a aktarılması galiba seçmen nezdinde önemsizdir. Seçmen Gönül Belediyeciliği ve dürüst yönetim isterken, Binali Yıldırım’la hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanmaktadır.

Gelinen noktada İstanbul’da yenilenen seçimi kazanmak AK Parti için 31 Mart şartlarında kat be kat daha zordur. AK Parti Genel Merkezi’nin seçimlere yansıyan değerlendirmelerine bakıldığında bu yeni seçimi alabilecek strateji üretemeyecekleri biçiminde görülmektedir. Psikolojik üstünlüğünü yitiren AK Parti için İstanbul’u tekrar geri almak mümkün görünmemektedir. Belki de bizim henüz hissetmediğimiz veya göremediğimiz yeni stratejiler üretip seçimi kazanmayı düşünüyorlardır. AK Parti 23 Haziran İstanbul seçiminde varlığının en önemli ve anlamlı sınavını verecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Îbrahim AKPINAR 2 ay önce

Ali beyin yorumlarina tamamen katilmamin yaninda ilveten birkaç noktaya deginmek istiyorum. Ak parti liderlerinin meydanlardaki söylemleri ile gerçekler maalesef hiçmi hiç birbiriyle bagdasmamaktadir. Yönetim kadrolarindaki öncelik liyakattir denilmekte ama gerçekte, sözde sadakat oldukça agirlikli olarak göze çarpmaktadir. Demokrasiden uzaklasmanin belirtileri fazlasiyla göz çikarmaya baslamistir. Kamu kurumlarinin hepside yasal mevzuata göre degil, siyasi otoritenin tekelinden çikan emirlere göre uygulama yapmaktadir. Örnegin bimer diye çözüm merkezi görüntüsünde kurulan gaz alma istasyonu. Örnegin kamu kurumundan alinan ve muhtemelen kamu davasi açmaya gerekçe gösterilecek belgelerde, kamu kurumu bu belgeyi hazirlarken gerçegi yansitmamaktadir. Sahsen bunlara kendim sahit oldum. Kamu kurumundan emekli oldum, çalisma hayatimda, teskilatin çok agirlikta olduguna sahit oldum. Yazacak çok konular var maalesef. Buraya sigmasi mümkün degil.

Avatar
İstanbullu 2 ay önce

İmamoğlu, CHP nin aksine bütünleştirici kucaklayıcı ve muhafazakar bir yol çiziyor. Bu sebeple Seçmen İmamoğluna CHP nin adayı olarak değil bağımsız adaymış gibi baktığından Ak partinin işi dediğiniz gibi çok zor

banner108