İyi ile kötüyü birbirinden ayırmak olan ahlak’ın toplumsal veya kurumsal düzeyde ifadesinde daha çok etik kavramı kullanılır. Ahlak ile akıl aynı kökten beslenir. Akıl iyiyi kötüden ayırt etme melekesi, ahlak ise davranış ve tutumların iyi veya kötü olarak nitelenmesidir. Yani aklın doğru kullanılması denilebilir. Bu nedenle zeki insanla, akıllı insan aynı manaya gelmez. Zeki insan zihinsel kapasitesinin üst düzeyde olan insandır. Akıllı insan ise, akl-ı selime sahip, Aristo’nun ifadesiyle erdemli insandır.

            Bireysel düzeyde, erdemli, toleranslı, yardım sever, iyiliği teşvik eden, kötülükten sakınan, küçüklerine merhametli, büyüklerine hürmetli, çalışkan, kendi emeğinin karşılığı olana razı olan, insanların hak ve hukuklarına saygılı olan insan, hem ahlaklı, hem de akıllı insandır.  Böyle insanı Sinoplu Diyojen’in gün ortasında mumla araması nadirliğini göstermesi açısından önemlidir. İnsanların ahlaki düzeyleri, çıkar çatışmalarının yaşandığı, güç ve para sahibi olduğu ve tanınmadığı durumlarda büyük ölçüde anlaşılır. İnsanlar, mahalle baskısından dolayı, bilindikleri toplum da ahlaklı maskesi içerisinde hayatlarını sürdürürler.

            Ahlakın mesleki ve kurumsal düzeyde ifadesi olan etik kavramının, bireysel ahlak değerleriyle ilişkisi ahlak felsefesi üzerine çalışanlar tarafından tartışılmaktadır.1970’li yıllarda yeni kamu etiği anlayışıyla, bireysel ahlak değerlerinin kamusal ve kurumsal etik içinde önemli olduğu görüşü tekrar ön plana çıkmıştır. Cohen ve Eimicke, “sağlıklı insanı bireysel ahlaki değerlerini, kamusal alana taşıyabilen kişi” olarak tanımlamaktadır.

Kurumsal ve kamusal etik üzerine yapılan araştırmalar, özellikle gelişmekte olan ülkelerde, bizde dahil, yolsuzluk şemsiyesi altında, rüşvet, irtikap, ihtilas, haksız kazanç elde etmek, ihaleye fesat karıştırmak, kurum kaynaklarını kişisel çıkarları doğrultusunda kullanmak, ayrımcılık, haksızlık, baskı, mobbing, dalkavukluk, dedikodu yapmak gibi ihlallerin çok sık yaşandığını göstermektedir.

Etik ihlallerin gerekçeleri olarak, çalışanların gelir düzeyinin düşüklüğü, devletin ekonomik güç olarak büyüklüğü, yasaların yetersizliği, uygulanmayışı, cezaların yetersizliği ve çalışanların iyi niyet ve ahlaki anlayıştan yoksun olması ileri sürülmektedir.

Kişisel hayatında ahlaklı olan insanın, çalışma hayatında rayından çıkması, ya kişisel ahlak anlayışının yetersizliğiyle, ya da kurumsal çalışma yaşamının ahlaklı kalmayı zorlaştırdığıyla açıklanabilir. Ahlaki değerleri ön plana çıkaran kişilerde yaşanılan bu ikilemin çözümlenmesi gerekir.

Sorunun çözümünde eğitimden uygulamaya kadar birçok öneri sunulmaktadır. Kişisel ahlaki değerleri harekete geçirecek, içsel kabul ve motivasyonlara etkinlik kazandıracak yolları tercih etmek en zor ve kesin olanıdır. Zor olanı başarmalıyız. Kişisel ahlaki denetim gücümüzü harekete geçirmekle birlikte, örgütsel ve toplumsal adaleti gerçekleştirecek çözümlere ihtiyacımız vardır. Aidiyetlere değil, liyakate…

Belki de bizim gibi toplumlar için çözüm “Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, Ne vicdandır. Fâzilet hissi insanlar da Allah korkusundandır...” Akif’in ifadesindedir.

Ahlaklı ve akıllı insan, etik kamusal yaşam ve adil bir dünya

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Can 2 hafta önce

Emeğinize sağlık hocam. Allah hakki yaşayabilen kullardan eylesin bizleri...

banner89

banner108