Trabzon’da gazeteciliği bir nevi zabıt katipliğine benzetiriz. Şehir ve bölge bize göre bir büyük yaşam alanıdır. Biz gazeteciler ise bu alanda dolaşan eli kalemli zabıt katipleri. Bazen gördüğünü bazen de duyduğunu not eden ve yargıyı topluma devreden kâtipler. Yargıyı geleceğe bırakan zabıt katipleri.

Trabzon, çok özel ve çok güzel bir şehir. Cevvaliyeti ve asabiyeti biraz iklim biraz da coğrafyadan mütevellittir. Ancak bu bölgede hoşgörü asabiyeti her zaman yenmiştir. Tarihe baktığımızda asgari 9-10 çeşit ırkı kavgasız, gürültüsüz bağrında yaşattı. Bu keyfiyet elbette hoşgörüye yüklenmelidir. Cumhuriyetle birlikte artık ‘bölgenin başkenti’ hüviyetini yitirince kendi aidiyetini önemser hale geldi. Hal böyle olunca kendi etki ve insiyatif alanı dışında göç kabul etmedi. Artvin, Gümüşhane, Bayburt, Rize ve Giresun’dan göç aldı. Şimdilerde bu illere Erzurum da eklendi. Dilimizin altında saklamaya gerek yok. Trabzon’a Kürt göçü sistematik bir biçimde kabul ettirilmedi. Trabzon’un kendine has özelliğinin üzerine devlet de özellikler yükledi. Günü gelince kullanmak için. Santaro, Hrant Dink ve TAYAD olayları vs.

***

Bugünkü yazımızın konusu bu olayları yeniden analiz etmek değil. Biz çokça konuşulan ve özellikle göç edip gidenlerin sıkça hatırlattıkları “Ah o eski Trabzon” özleyişini bildirmek istiyoruz. Önce belirtmeliyiz ki bu iç çekiş kesinlikle bir hasretin tezahürüdür. Bundan şüphe etmiyoruz. Şimdi konumuza dönüyoruz.

Trabzon, gerek trajik göç olayından önce gerekse göçten sonra 300 bin nüfuslu bir şehir. (1927: 290 bin, 1935: 361 bin, 1940: 390 bin, 1945: 395 bin, 1950: 420 bin. Tüm şehrin nüfusudur) Trabzon kendi içinde yoğun göçü 1960 yılından itibaren verdi. Yine aynı dönemlerde çevre illerden aynı oranda göç aldı. Trabzon’un göç aldığı iller cumhuriyet öncesi Trabzon Sancağı’na bağlı vilayetlerdir. Doğru bir analize ulaşmak için aynı yıllarda şehir merkezleri ve kırsalda yaşayan oranını da görmek gerekir. Zira 1965 yılı verilerine göre Trabzon’un kırsalında yaşayanların oranı yüzde 82, şehir merkezleri ise yüzde 18’dir.

Bugünkü tablo ise aynı verilen tersine dönmüş vaziyetidir. Köylerde nüfus yüzde 18… Kent merkezleri yüzde 82… Ortaya çıkan bu tablo gösteriyor ki Trabzon’un göçü, büyük oranda kendi kırsalında ve Gümüşhane başta olmak üzere civar illerden almıştır. Eski Trabzon’a hasret duyulurken komşunun komşuya, öğrencinin öğretmene, esnafın esnafa, küçüğün büyüğe saygısı hep ön plana çıkartılıyor. Hafızalarda iz bırakan eski öğretmenlerin çocukları terbiye metotları sopalı da olsa tatlı birer hatıra olarak anlatılıyor. Halbuki bugün benzer bir muamelede eli sopalı o öğretmen 24 saatte açığa alınır. Üstelik kendisi öğrenci iken öğretmeninden dayak yemiş bugünkü velinin şikayeti ile…

Dükkanını oğlu ile birlikte komşuya emanet eden esnaf çocuğundan çok komşu esnafa güvenirdi. Komşu komşusundan ırz- namus bağlamı başta olmak üzere emindi. Her ne kadar komşu kızına aşk türküleri yazsa da komşu komşunun namus bekçisiydi. Peki bütün bunlara ne oldu. İyiler göçtü gitti de yerlerine yeni kötüler mi geldi. Evet köy kültürünün şehre taşıdığı etkinin ağırlığını kabul ediyoruz. Ancak geldiklerinde uyabilecekleri bir gelenek bulamadıkları da bir gerçek. Kırsaldan Trabzon’a gelen Trabzon köylüsü ne kendi geleneğini yaşatabildi ne de uyacak gelenek bulabildi. Civar şehirden gelen insanlar da aynı. Belli merkezlerde toplanarak kendi geleneklerini yaşamaya başladılar. Ortak alanlarda ise bocaladılar. Gelecek oluşturamadılar. Ancak her şey bu kadar değil. Ya da bu tablo yalnız Trabzon için geçerli değil. Televizyon başta olmak üzere çağdaş iletişimin etkisi çok daha ağır bastı. Zira o etki var olanı sildi geçti. Değişim ve çağdaşlaşma metaforu tüm değerleri aldı gitti. Eski Trabzon’u yaşatmak için bir operasyon yapsanız bu şehirden giden o eski insanların torunlarını toplayıp geri getirseniz yine hasretinizdeki tabloyu bulamazsınız. Öyle ise kentlerin kültürünü ve ruhunu ve yaşam biçimini göç değil değişimle birlikte oluşan dejenerasyon bitirdi.

Bir başka açıdan bakınca Trabzon yine de şanslı. Geçmişini yaşamak için kente gelenler evlerini bulamasa da alanları, sokakları bulup dolaşabiliyor. Ya bazı Anadolu kentlerinde olduğu gibi ‘Gettolar’ oluşsaydı? Birbirine düşman mahalleler… Birinin diğerine yasak ettiği kahvehaneler ve hatta sokaklar…  Adana, Mersin, Aydın, Manisa, Elazığ, Erzurum gibi…

 

Demek ki Trabzon coğrafî bazı güzelliklerini, tarihî evlerini, geleneklerini yitirmiş olsa bile ruhunu yaşatıyor. Bundan böyle de yaşatacak gibi. Diğer kentlerin öldürülen ruhlarına bakınca buna da şükretmek lâzım. Biraz da nostaljiden taviz vermek lâzım. Zira herkes ve her şey değişti.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.