Suriye’de neler oluyor? Afrin’in anlamı ne?

Rusya, tarihi müttefiki olan Suriye’yi yani Akdeniz’deki kapısı, üssü olan Lazkiye’yi kaybetmek istemiyor. Amerika, bugün Kürtlerin elinde olan alanlardaki (Kuzeydoğu Suriye) zengin doğal gaz rezervlerinin üzerine oturmuş, oradan o gazı almadan çıkmak istemiyor. Bir de İsrail yanlısı duruşu nedeniyle, İran’ın Akdenize ve Lübnan’a, yani Hizbullah’a giden yolunu kemek istiyor.

Suriye mevcut rejimi -ki Nusayri Mezhebinin yönetimidir- kurtuluş savaşı veriyor. Esed, babasının darbe ile alıp ona verdiği ülkesini yeniden geri almak istiyor.

İran, Şiiliğin bir kolunu temsil eden Nusayri Suriye Rejimini ayakta tutmak, Lübnan’a ve Akdeniz’e ulaşmak, Hizbullah ile daha rahat bağ kurmak istiyor. İsrail ile Suriye üzerinden savaşıyor.

Suriyeli Kürt olmayan muhalifler ise genel olarak ikiye ayrılıyor. Bir kısmı din eksenli bir devlet istiyor ve rejimi devirmeyi amaçlıyor. Bu kesim IŞİD ve benzeri yapıların içerisinde yer alıyor. Bunlar anlıyoruz ki Amerika ve PYD ile endirekt ilişki kurabiliyor, gerektiğinde destek alabiliyor. Diğer kısmı ise daha demokratik ve daha seküler bir devlet hayal ediyor. Bu kesim ise Türkiye ile birlikte hareket ediyor.

Kürtlere gelirsek, Irak’ta var olan Barzani yönetiminden farklı olarak PYD adı altında sosyalist PKK yanlısı bir devlet kurmak istiyorlar. Bunlar da Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte hareket ediyor. Sosyalist PKK ile kapitalist Amerika omuz omuza savaşıyor. Amerika’dan sınırsız silah alıyorlar.

Peki Türkiye ne istiyor? Ya da daha doğru sorarsak ne istemiyor? Ülkesini bölmeyi amaçlayan, 30 yıldır savaştığı, niyeti bozuk bir örgütün (PKK -PYD) sınırında organize bir halde, devlet formatında kurulmasını ve var olmasını istemiyor? Yeniden Suriye’nin bütünlüğünü tesis etmek istiyor ve ılımlı muhalefetin ülke yönetimine geçmesini istiyor. Bir de göçmen olarak beslediği milyonlarca insanın yükünden kurtulmak istiyor. Manzara bu!

Bu karman çorman problemi gel de çöz! Herkes birbirinden farklı şeyler istiyor!

Üstelik istekleri birbirinden farklı olan tüm bu ülkeler global ölçekte güçlü ülkeler. Yani biri diğerine üstün gelemiyor.

İşte Suriye meselesinin en kısa hâli ile izahı budur!

Afrin’e girmemize gelirsek daha sonra çıkmamız şartı ile orayı temizlememiz Rusya’nın, Suriye Rejimin ve İran’ın işine geliyor. Ancak şu an için bu böyle. Çünkü orta-uzun vadede Amerika ve kolluk gücü PYD’yi orada istemiyorlar. Amerika’nın yerine Türkiye’nin orada olması daha iyidir diye düşünüyorlar. Zaten bu nedenle biz oraya girebildik. Yoksa giremezdik diye düşünüyorum. Ama bu durum Amerika ve oradaki Kürtlerin işine gelmiyor.

Amerika’nın ve PYD’nin işine gelmemesi orta ve uzun vadede bize ne kazandırır ne kaybettirir işte orasını iyi yönetmemiz gerekiyor. Bu iki kesimi, daha doğrusu Amerika’yı ve Amerika destekli PYD’yi yönetmek o kadar kolay değil. Bu zorluğun nedeni, Suriye denkleminin karmaşıklığı kadar, Amerikan Yönetiminin son merhalede ne yaptığının ya da yapmak istediğinin tam anlaşılamadığından da kaynaklı.

Amerika ile ülkemiz ilişkileri anlamında tarihe ters, garip bir durumla da karşı karşıyayız. Amerika’nın Suriye uygulamaları hâlen Obama dönemi atanan adamlarla yürütülüyor. Trump, tüm dünyada var olan bu tür ekipleri değiştirdiği hâlde Suriye ve Irak’taki ekipleri değiştirmedi. Bunun nedenini tam bilemiyoruz. Amerikanın tarihte hiç olmadığı kadar Türkiye’ye ve Türk halkına karşı bu kadar açık tavır alması, derin Amerikan stratejisinin bir parçası olmaz diye düşünüyordum. Tek Amerika yok ve bu durumu, Obama ekibinin özel bir çabası olarak düşünüyordum. Ancak hâlâ bu yapının değişmemesi ve Türkiye ile Amerikan yönetimi arasındaki sorunların halkı da kapsayan şekilde derinleşmesi, Amerika’nın bölge politikaları açısından bana anlaşılabilir gelmiyor. Çünkü Amerika Yönetimleri geçmişte hükûmetleri hedef almıştır ama Türk halkını hiçbir zaman karşısına almamıştır. İlk defa bu kadar aleni yaşanıyor. Türk kamuoyunda Amerika nefreti çok fazla artıyor.

Tüm bu oyunlar ve oyuncular arasında biz, ülke olarak önce kendi istikbalimizi düşünmek zorundayız. Geçmişte Kıbrıs’ta olduğu gibi günün sonunda yapmamız gerekeni yapmaktan imtina edemeyiz. Bu topraklarda yaşamak bunu gerektirir. Bu çerçevede benim kanaatim Afrin’e girmeliydik, geç kaldık. Artık şimdi giriyoruz!

Tabii gönül bu durum hiç olmasaydı diyor. Gönül kesinlikle savaşmadan sorunlar çözülsün istiyor. Ama olmuyor, artık o merhaleyi çoktan geçtik.

“Keşke” demeyi sevmiyorum. Ancak keşke, Suriye’yi iç savaşa sürükleyen süreçte, rejimi karşımıza almadan Suriye’nin bütünlüğünü koruyan bir sonucu sağlasaydık. Ah keşke!

Üstelik öncesinde rahmetli Erbakan’ın uyarıları varken. Ne demişti: “Suriye’yi iyi takip edin.” demişti. Ne demişti; “Suriye dağılırsa ülke dağılır.” demişti. Ama ne oldu?

Erbakan’ın öğrencileri dersini iyi dinlememiş anlaşılan!

Allah tek bir askerimizin burnu kanamadan sağ salim geri dönmelerini sağlasın.

Onları muhafaza ve muzaffer etsin, amin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89

banner37