Mahkeme salonlarına asılı “Adalet mülkün temelidir” hep biliriz ve bu sözün doğruluğuna da inanırız. Ancak önemli olan böyle bir sözün mahkeme salonlarında duvarlara asılı olması değil, sözün ifade etmek istediği anlamın benliğimize ve topluma yerleşmesi ve tavizsiz tatbik edilmesidir.

Toplum hayatında bugün olduğu gibi dün de çeşitli boyutlarda suçlar işlenmiş, muhakemeler yapılmış, cezalar verilmiştir. İşlenen suçların bir kısmı devlete karşı, bir kısmı şahıslara karşı olmuştur. Bu suçlardan, suça muhatap olan birinci kişi etkilendiği gibi, bunun arkasında ikinci, üçüncü, dördüncü kişiler de etkilenmiştir. Baba suça muhatap olmuş, eşi, çocukları ve diğer akrabaları bundan etkilenmiştir. Evlât suça muhatap olmuş bundan ana baba ve daha bir sürü aile efradı etkilenmiştir. Demek ki suç, suça muhatap olanın mağduriyeti ile bitmiyor, geriye doğru uzayıp gidiyor.

Suç işlemi, muhakeme olmuş, suçu kesinleşmiş ve buna göre cezasını çekmekte olan kişi veya kişileri direkt ilgisi olmayan birinin çıkıp “Af” getirilsin demesi hem mağdur olanın hakkını yemek ve hem de geride etkilenenlerin hakkını gasp etmektir. Böyle bir Af isteği ile adalet yerini bulmaz ve bu da toplumda adaletsizliği, huzursuzluğu ve güvensizliği getirir.

Meseleye bu açıdan baktığımızda, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin af isteme-sindeki haksızlığı bir yana bundan beklentileri de nedir? Daha önceki yıllarda oy kaygusu ile aynı hatalara düşülmüş, boşalan hapishaneler,  kısa zamanda affa uğrayan kişiler tarafından yeni suçlar işlenerek dolmuştur. Suç işlemeye meyli olan insanı, bu alışkanlığından geri çekmek çok zordur. Onun için en uygun yeri adaletin başta tayin ettiği cezayı sonuna kadar çekmesidir.

Hem niçin, adaletin tecelli etmesinden rahatsızlık duyuluyor.  Af lâları edip de uyuyan yılanı uyandırmanın ve toplumu tedirgin etmenin gereği ne? Suç işleyen varsın kanunun tayin ettiği cezasını çeksin ve böylece adalet yerine bulsun.

Bu af konusunu gündeme getirirken, suçtan mağdur olmuş olanların kendilerinden veya bundan etkilenen gerideki kişilere sorulmuş, tek tek muvafakatleri alınmış mıdır? Kimin hakkını kimden alıyorsun ve bu nasıl bir adalet anlayışıdır doğrusu tartışmak gerekir. “Adalet mülkün temeli” ise, çıkarlar uğruna af çığırtkanlıkları ile adaletin temeline dinamit konulmasın.

***

Bir diğer tasvip etmediğim af çığırtkanlığı da “İmar affı” konusudur. Kanun, nizam, yönetmelik dinlemeden, gerekli izin alınmadan yapıp bitirilen inşaatlara her tarafta rastlıyoruz. Böylesi kanunsuzlukları adet ve alışkanlık haline getirmiş olanlara kanunlar, kanun olduğu için uygulanırken, bunu sulandırıp dejenere etmenin anlamı ne? Kanunsuz imarlarla ülkenin ne hale geldiği ortada, Tarihi dokular yok oldu, yeşil alanlar acımasızca budandı, usulsüz yapılanmalar aldı başını gitti. Dünyada Türkiye kadar imar yoluyla çirkinleştirilen ikinci bir ülke yokken, şimdi kalkıp bu usulsüzlükleri yapanlara af çıkarmak bir vebal, kanun ve nizamlara uyan insanlara haksızlık ve ülkeye düşmanlık değil midir?

Böylesine kanunsuzlukları yapanların oluşturdukları baskılara boyun eğin ve mahkûm olanlar, herhalde milletin maşeri vicdanında ebediyen mahkûmdurlar. Taviz koparabilmek için ne türlü dümenlerin döndüğü, el altından ne türlü menfaatlerin sağlandığı da bilinen kara oyunlardır.  Her ne hikmetse bu türlü tavizlerin seçimler öncesinde veya yeni hükümetlerin teşkilinde gündeme getirilmesi de düşündürücüdür. Bir diyet borcunu yerine getirmek istercesine “AF” sözünü ortaya atmak boşu boşuna değildir.

Hatadan dönmek fazilettir ve bu hatadan dönülerek faziletin yansımasını görmek istediğimizi de belirtmek isterim.

Mahkeme salonlarına asılı “Adalet mülkün temelidir” hep biliriz ve bu sözün doğruluğuna da inanırız. Ancak önemli olan böyle bir sözün mahkeme salonlarında duvarlara asılı olması değil, sözün ifade etmek istediği anlamın benliğimize ve topluma yerleşmesi ve tavizsiz tatbik edilmesidir.

Toplum hayatında bugün olduğu gibi dün de çeşitli boyutlarda suçlar işlenmiş, muhakemeler yapılmış, cezalar verilmiştir. İşlenen suçların bir kısmı devlete karşı, bir kısmı şahıslara karşı olmuştur. Bu suçlardan, suça muhatap olan birinci kişi etkilendiği gibi, bunun arkasında ikinci, üçüncü, dördüncü kişiler de etkilenmiştir. Baba suça muhatap olmuş, eşi, çocukları ve diğer akrabaları bundan etkilenmiştir. Evlât suça muhatap olmuş bundan ana baba ve daha bir sürü aile efradı etkilenmiştir. Demek ki suç, suça muhatap olanın mağduriyeti ile bitmiyor, geriye doğru uzayıp gidiyor.

Suç işlemi, muhakeme olmuş, suçu kesinleşmiş ve buna göre cezasını çekmekte olan kişi veya kişileri direkt ilgisi olmayan birinin çıkıp “Af” getirilsin demesi hem mağdur olanın hakkını yemek ve hem de geride etkilenenlerin hakkını gasp etmektir. Böyle bir Af isteği ile adalet yerini bulmaz ve bu da toplumda adaletsizliği, huzursuzluğu ve güvensizliği getirir.

Meseleye bu açıdan baktığımızda, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin af isteme-sindeki haksızlığı bir yana bundan beklentileri de nedir? Daha önceki yıllarda oy kaygusu ile aynı hatalara düşülmüş, boşalan hapishaneler,  kısa zamanda affa uğrayan kişiler tarafından yeni suçlar işlenerek dolmuştur. Suç işlemeye meyli olan insanı, bu alışkanlığından geri çekmek çok zordur. Onun için en uygun yeri adaletin başta tayin ettiği cezayı sonuna kadar çekmesidir.

Hem niçin, adaletin tecelli etmesinden rahatsızlık duyuluyor.  Af lâları edip de uyuyan yılanı uyandırmanın ve toplumu tedirgin etmenin gereği ne? Suç işleyen varsın kanunun tayin ettiği cezasını çeksin ve böylece adalet yerine bulsun.

Bu af konusunu gündeme getirirken, suçtan mağdur olmuş olanların kendilerinden veya bundan etkilenen gerideki kişilere sorulmuş, tek tek muvafakatleri alınmış mıdır? Kimin hakkını kimden alıyorsun ve bu nasıl bir adalet anlayışıdır doğrusu tartışmak gerekir. “Adalet mülkün temeli” ise, çıkarlar uğruna af çığırtkanlıkları ile adaletin temeline dinamit konulmasın.

***

Bir diğer tasvip etmediğim af çığırtkanlığı da “İmar affı” konusudur. Kanun, nizam, yönetmelik dinlemeden, gerekli izin alınmadan yapıp bitirilen inşaatlara her tarafta rastlıyoruz. Böylesi kanunsuzlukları adet ve alışkanlık haline getirmiş olanlara kanunlar, kanun olduğu için uygulanırken, bunu sulandırıp dejenere etmenin anlamı ne? Kanunsuz imarlarla ülkenin ne hale geldiği ortada, Tarihi dokular yok oldu, yeşil alanlar acımasızca budandı, usulsüz yapılanmalar aldı başını gitti. Dünyada Türkiye kadar imar yoluyla çirkinleştirilen ikinci bir ülke yokken, şimdi kalkıp bu usulsüzlükleri yapanlara af çıkarmak bir vebal, kanun ve nizamlara uyan insanlara haksızlık ve ülkeye düşmanlık değil midir?

Böylesine kanunsuzlukları yapanların oluşturdukları baskılara boyun eğin ve mahkûm olanlar, herhalde milletin maşeri vicdanında ebediyen mahkûmdurlar. Taviz koparabilmek için ne türlü dümenlerin döndüğü, el altından ne türlü menfaatlerin sağlandığı da bilinen kara oyunlardır.  Her ne hikmetse bu türlü tavizlerin seçimler öncesinde veya yeni hükümetlerin teşkilinde gündeme getirilmesi de düşündürücüdür. Bir diyet borcunu yerine getirmek istercesine “AF” sözünü ortaya atmak boşu boşuna değildir.

Hatadan dönmek fazilettir ve bu hatadan dönülerek faziletin yansımasını görmek istediğimizi de belirtmek isterim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner89