Hac,  dini bir görevdir. Mali ve bedeni bir ibadettir. İslâmın beş temel şartından birisidir. Dünyanın her tarafından Müslümanlar belli günlerde Kâbe’yi ziyaret ve tavaf ederler. Yüzyıllar içinde buna bağlı hac gelenekleri oluşmuştur. Her ülkede, her bölgede olduğu gibi bizde de hac görevinin yerine getirilmesi ile ilgili oluşan gelenekler kültür dünyamızdaki yerini almıştır.

Hac ziyareti kültürü kapsamında sadece Mekke ve Kâbe yoktur. Anadolu’dan, Kafkaslardan, Balkanlardan yola çıkan Müslümanlar, gidiş güzergâhlarına göre Konya’daki Mevlâna’yı, Urfa’daki Balıklı Gölü, Suriye’deki ve Irak’taki bazı mekânları ziyaret ederek ilk kıble olan Kudüs’e ulaşırlar; Kudüs’ten sonra Medine’deki Peygamberimizin kabrine ve daha sonra Mekke’ye yönelirler. Daha doğrusu eskiden böyle yaparlardı...

O zamanlar yol güvenliği sorunu yoktu, bu nedenle çoğu kişi karayolunu tercih eder, görülmesi gereken bütün önemli dini merkezleri ziyaret ederlerdi. Ama uzun yıllardır artık kara yolu kullanılamıyor. Dolayısıyla Müslümanlar uçaklarla hac bölgesine taşınıyor. Zamanı kısıtlı olanlar için hava yolu daha uygun olmakla birlikte bugün zamanı olanlar için karayolu tercihi de olabilmelidir. Böylece kültür ve etkileşim yoluyla ülkeler ve insanlar birbirine daha kuvvetli bağlarla bağlanırlar. Yani bağlanmalıydılar. Maalesef bundan böyle karayolu seyahati tamamen imkânsız hale gelmiştir.

Ortadoğu’daki bu gidişata bakılırsa Kudüs’teki mabetlere girişin, hatta Kudüs’e gidişin neredeyse imkânsız hale geldiği gibi, bir gün Mekke ve Medine’ye giriş de, gidiş de benzer şekilde imkânsız hale gelebilir. Yani Batı bunu istese hemen başlatabilir! Mekke ve Medine bölgesini de diğer bölgelerde olduğu gibi çatışmalı bölge haline getirmesi bunun için yeterlidir. Bunun bir gün olmayacağını kimse garanti edemez!

Oysa işe Abdülhamit Han’ın başlattığı yerden başlamalıydık. Hicaz demiryolunu her türlü engellemelere rağmen yapmayı başaran Abdülhamit’in Osmanlı politikalarının bugün tekrar aktif hale getirilmesi gerekir. Hicaz bölgesine yüksek hızlı tren ve otoban yollar bugüne kadar yapılmış olmalıydı. Şartlar çatışmalar ve diğer sebepler nedeniyle bu iş için artık uygun değil. Geçmişte de Batı’nın aramıza soktuğu Arap düşmanlığı/Türk düşmanlığı politikaları buna engel olmuştu. Bugün İslâm dünyasını birleştiren halife yok, mekanları birleştiren, kültürleri yaklaştıran ve kaynaştıran oto yollar yok, ekonomileri güçlendiren ticaret yok… Ama her bir petrol devi Arap ülkesi ile sömürgeci Batılıların ilişkileri en üst düzeyde… Burada sizce Türkiye’yi yüz yıldır uyutan, petrol ve doğalgaz bölgesine erişimini engelleyen bir cinlik, bir hinlik ve politika yok mudur? Biz bunu anlamayacak kadar kör olamayız, olmamalıyız…

Anadolu’dan Hicaz’a ve Orta Asya’ya yüksek hızlı tren ve sekiz şeritli otoban çok geç kalmıştır ve acilen yapılmalıdır. Anadolu’nun merkez olması, var olması, güçlü olması için bu şarttır. Kültür bağlarının yeniden oluşturulması ve güçlendirilmesi, ticaretin ve turizmin geliştirilmesi buna bağlıdır ve çok gereklidir…

Türkiye’nin etrafı kan gölü… Bırakın ticaret yaparak güçlenmeyi savaş ve çatışmaların içine sürüklenmiş olan ülkeler nedeniyle Türkiye’nin sırtına ağır bir yük binmiştir. Bu çatışmalar olmasaydı bölgeye yapılacak ihracat nedeniyle Türkiye ekonomisi bundan kat kat daha güçlü olurdu. Üstelik savaş sonucu bu ülkelerdeki Türkiye’nin önceden kalan alacakları da kayboldu gitti.

Tarihten beri Hıristiyan Batı kulübünün bölgemizdeki bu “özgürleştirme!” ve “demokrasi getirme!” çalışmaları, Tamamen Türkiye’yi kuşatma politikalarıdır. Türkiye’de hesaplar buna göre yapılmalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner35

banner37