Geçen sene 15 Temmuz gecesinde Türkiye’de yaşanan ve dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir refleks ile Türk Milleti tarafından canı pahasına engellenen ihanet girişiminin unutulmaması, unutturulmaması gerekir. Durumun ciddiyetine rağmen Türkiye’nin güvenliği ve bağımsızlığı açısından korkunç bir tehlike olan Fetö konusunda toplumun önemli bir kesiminin duyarsız davrandıkları, yaşananları ve muhtemel tehlikeleri hafife aldıkları görülmektedir. Hatta bilinçli olarak toplumsal yanılgı oluşturmak için “kontrollü! darbe girişimi” sıfatlandırılması ile tehlike yokmuş gibi bir algı ile olayı sulandırarak kamuoyunu rehavete sürüklemek istedikleri anlaşılmaktadır.

           Oysa Türkiye, uzun bir süreden beri ve daha uzun süreceğe de benzeyen bir kurtuluş savaşı vermektedir. Bu savaşı kaybedersek Suriye’ye benzer bir tehlikenin başımıza gelebileceği aşikârdır. Darbeciler ve arkasındaki güçler, 15 Temmuz gecesi amaçlarına ulaşabilselerdi, içeride siyasi iktidar el değiştirerek Mısır’daki gibi Mursi gider Sisi gelir ve o Sisi belki biz oluruz tarzı beklentisi olanlar, biliniz ki durum bundan ibaret değildi; -Allah korusun- ülkede bölünme ve iç savaş tehlikesi kaçınılmazdı. Bu açıdan bakarak Türkiye’nin bugün nasıl bir durumda olabileceğini düşünmeyi ve hassasiyet öneriyorum.

           Konuştuğumuz, farklı ortamlarda dinlediğimiz, kulak misafiri olduğumuz birçok insanın henüz tehlikenin farkında olmadığını görüyoruz. Bazılarının da yakını veya kendisi takibe uğradığı için, -pişman olup devletinin yanında yer alması, varsa bildiği itirafçı olması gerekirken- , hâlâ bunun bir terör örgütü olmadığı, bir hizmet(!) grubu olduğuna ilişkin kanaatini sürdürdüğü anlaşılıyor. Bazıları da siyasi sebeplerle, iktidara karşı olduğu için “bırak ne halleri varsa görsünler” mantığı ile “geçmişte şöyle olmuştu, geçmişte böyle olmuştu, göz yumulmuştu, bunu yapanlar cezasını çeksinler(!)” düşüncesiyle hareket etmektedirler…

         Şimdi bunları tartışma zamanı değildir! Olayın bütün yönleriyle öğrenilmesi, kavranması, ülkemizi ekonomik, siyasi, kültürel ve askeri bakımdan kuşatmış olan emperyal güçlerin oyunlarını bozacak dayanışmayı ve birlikteliği gösterme zamanıdır!

        Biz böyle deyince, iktidara karşı olanlar, bizi siyasi davranmakla, iktidara şirin görünmeye çalışmakla itham etmektedirler. Bu yaklaşım kesinlikle doğru değildir, kimseye şirin görünmek gibi bir derdimiz yoktur; buna gerek de yoktur, ihtiyacımız da yoktur. Bu ithamlar, asıl taraf olanların konuyu sulandırma gayretlerinden başka bir şey değildir. Bizim için esas olan Türkiye’nin her bakımdan  güvenliği, Türk halkının esenliğidir.

         1963 yılından beri istisnasız her hükümet ve iktidarla ve önemli devlet kurumlarıyla işbirliği yapmış olan Fetö, Amerika, İsrail ve İngiltere destekli, Almanya korumalı tehlikeli bir yapılanmadır. Ülkeleri, özellikle Türkiye’yi içeriden teslim alma ve “vur indir!” denilince devletin her kesim ve kademesine yerleştirdikleri kendilerine ölümüne bağlı elemanlarıyla “vurup indirecek(!)” kadroların teşkilatıdır.

         Adı geçen ülkeler, Fetö aracılığı ile kırk elli yıldır ülkenin bütün icraatlarını ve siyasetini denetim altına almışlar; bu nedenle ülkemiz çok sayıda badire atlatmış, kalkınmamız engellenmiş, birlikteliğimiz bozulmuş ve iç barışın temeline kibrit suyu dökülmüştür.

        Bu bela, kanserli hücreler gibi bütün vatan sathına ve kademelerine bulaşmıştır. Tek tek bulup temizlenmesi çok zordur. Din referansı ile elde edilip kandırılan Anadolu’nun öz evlâtları, aldıkları eğitimlerin sonucunda, kendi vatanlarına karşı ihaneti “hizmet(!)” olarak algılayacak kadar yolunu şaşırmışlardır.

        Uluslararası üst akıl tarafından şu stratejinin izlendiği anlaşılmaktadır: Siz Türkiye’de mahkemeleri ve yargılama sürecini sulandırın, yargıyı sarayın emrindeymiş gibi gösterin, itibarsızlaştırın; süreyi uzatmaya çalışın… Biz ekonomik kuşatma ile işsizliği artıralım, yatırımlar dursun, Mısır’da yaptığımız gibi içeride halka umutsuzluk aşılayalım, terörü azdıralım; ormanları tutuşturalım,  turizmi baltalayalım, Doğu ve Güneydoğu’da siyasi parti yöneticilerini öldürelim, Türkiye’nin Katar ve benzeri ekonomik kollarını kıralım; Türkiye’ye karşı her alanda ilân edilmeyen ciddi ve gizli bir ambargo uygulayalım; zamanı gelince ufak ve basit sebeplerle halkı galeyana getirelim, mağduriyet duygularıyla sokağa dökelim; sonra bekletilen hücreleri harekete geçirelim ve sokakları provake ederek kan gölüne çevirelim… Arkası gelir; meselâ Nato’yu göreve çağırırız falan filan, yalan dolan…

        Bilmem anlatabildik mi! Bu nedenle bir kere daha ve ısrarla diyoruz ki oyuna gelmeyelim; sokak çağrılarına ilgi göstermeyelim…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
soner 4 ay önce

abdullah bey fetö konusuna gösterdiğiniz duyarlılık ve cesaret için teşekkür ederim..cesaret diyorum çünkü yazdığınız gazete bu anlamda pek tekin değil.. birde sağda solda , şehrin aleni meydanlarında sürekli konuşulan ve konuşulmaya devam eden ktü deki artakalan fetöcülerle ilgili bir yazı kaleme almanızı rica ediyoruz.. sokaktaki, çaybahçesinde, otobüste herkes asıl fetöcüler ktü de koruma altına alındı diyor.. eğer doğruysa kimdir bunları koruyan kollayan hain.. bir araştırın lütfen..